Minel
22-12-2011, 14:23
*'Zaman' kadar güçlü bir terazi var mıdır bildiğiniz? Hiç bir şeyi unutmadan ve ayrımsamadan, illaki geri döndüren ve eşitleyen bir kavram.
*Bir gün öldüğümde benden geriye ne kalacak onu merak ediyorum. Ne kadarlık bir alanı kapladım, ne kadar bana aitti. Ne kadarlıktım ben?
*Geçmişe teşekkür etmeliyiz. Yaşanılan her şey bugün yaşanılacakların antremanıydı.
*Eğer ki biri sizi tüm ısrarlarınıza rağmen anlamıyorsa; anlayacak birine dönün yüzünüzü. Bazıları ancak 'sorun' ve 'anlaşmazlık' içinde anlar...
*Değerleri 'an'lara göre değişen ve söylemleri de bu zıtlıkta olan kişileri sevmiyorum ben. Büyüyememiş ve kişiliği oturmamış yetişkinler gibi. Çocuk yanımızı korumak lazım elbet ama bu çocuk kalmak 'duygusal' bir şey.
*Yine yazıyorum; her yanıtsızlığımda yazdığım gibi yine yazıyorum. Yanılmayın, yazılanlar öncekiler gibi değil. Bu defa yazdıklarım bildiğiniz dünyaya ait değil. Çünkü bu defa ben bendeki gibi değilim.
*Bakıyorum, görüyorum ve gördüklerimi sevmiyorum. Ego enflasyonundan 'öz'leri yakalayamaz oldum.
*Kullandığım tüm iletişim biçimleri kendimi anlatma çabası yalnızca. Asıl anlatacaklarım sessizliğimde gizli. Sessizlik benim için en güçlü iletişim biçimi.Sessizliğin dilini anlamak gerek. Bir çok cevaba, sanılanın aksine konuşarak değil sükuneti dinleyerek ulaşabiliriz.
*Zeytinin hayata benzerliğini düşündüm bugün. Önce ağacı yetişir. Sonra zeytin verir. Sonra zeytinler dalından koparılır, toprağın içine, karanlığa konulur. Zaman geçer. Ve aydınlığa çıkan zeytinler olgunlaşmış, lezzetlenmiş olarak bize tat verir. Hayatın bizden kopardıkları da buna benzer. Zamanı geldiğinde tekrar ışığa çıkar ve bir lezzet, tat olarak bizi besler. Tıpkı bir zeytin tanesi gibi...
*Hayatı zor zannedenler belki de sevdiklerinin gerçeği ile yüzleşemeyenler. Hayatın zor olan bir tarafı yok ki; zor olan insanlar. Dengesiz insanların 'denge'si olmaya çalışırken yoruluyoruz. Belki de bırakmalıyız, düşmeliler ki ayakta durmayı ve tutunmayı öğrensinler.
*Hayat bazen iyi ve kötüleri ayni güne toplar ki iyinin hakki verilebilsin. Böyle günlerde kotunun enerjisini büyütmek yerine iyinin keyfini büyütmek gerek.
*Yarın da, diğerleri gibi başka bir gün olacak. Birazdan uyuyacak ve sabaha tekrar uyanacağım. Her gün birbirini tekrar eder gibi görünse de aslında her uyanışta yeniden doğacağım. Farkında 'ol'anlar ve 'ol'mayanlar; Siyah-beyaz, yaz-kış gibi... Her ikisi de gerekli. Çünkü var hali ancak yok hali ile anlamlanmakta. O halde bu hafta hep beraber olmayanlarımızı sevgiyle kabul edelim varlıklarımız hatırlattıkları için.
*Biz ve onlar arasındaki fark; içine kattığımız, ortaya koyduğumuz yüreğimiz
*Bu günlerde sessizliğim konuşuyor yazılarımın yerine. Duyan var mı???
*Gözlerimin değil, aklımın değil, yüreğimin baktığı yerde gördüm hayatı. Zaman geçti; yüreğimde, aklımda, gözlerimde aynı doğruyu görür oldu. Şükürler olsun.
*Bazen sevginiz o kadar ağır basar sahip olduğunuz her şeyi geride bırakmak gerekebilir. Sevgileri, dostlukları, yaşanmışlıkları korumak adına gidebilmekte insan olabilmekle alakalıdır. Asklar, aileler, dostluklar en önemli değerlerdir. Her ne ise bu değerlere zarar veren onları tüm sağladıkları konfora rağmen yok etmeyi bilmektir erdem.
*Ben hayati sevdikçe hayat beni daha fazla sever oldu. Mutlu bir ask hikayesi gibi.
*Zamanın zamanı 'zamansızlıktır'
*Varsın herkes bir olmak için yarışa dursun. Sen kendi merkezinde dur yeter. Yaşamı tek düze, zamanı doğrusal sananların yarısı olabilir yalnızca ‘bir’ olma hevesi. Yaşamsal döngü bir çemberdir. Oysaki ve her 'bas' ayni zamanda bir son, her son ise ayni zamanda bir 'baş'tır aslında!
*Varsın herkes bir olmak için yarışa dursun. Sen kendi merkezinde dur yeter. Yaşamı tek düze, zamanı doğrusal sananların yarısı olabilir yalnızca ‘bir’ olma hevesi. Yaşamsal döngü bir çemberdir. Oysaki ve her 'bas' ayni zamanda bir son, her son ise ayni zamanda bir 'baş'tır aslında!
* İnsan her halini sevmeli. Hüznünü de mutluluğunu da. Tıpkı bir fotoğrafa poz veriyormuş gibi düşlemeli kendini. Nasıl ki her karede başka bir duygu var ise hayatın içinde, her anda da başka bir duygu var. Bilmeli ki hüzünlerde geçici, mutluluklarda. Kalıcı olan tek şey huzur. Buda hüzün ve mutluluğun dengesinde.
* Bedensel aidiyet ile ruhsal aidiyet farklı. Bedensel olarak son derece uyumsuz olduğum bu şehrin ruhu benimkini seviyor:-))) Sanki estetik güzelliğine ruh katıyorum ve sanki meşkimle daha bir yükseliyor sesi. Kimi şehirden beslenir kimi de şehri besler...O beni endamı ile ben onu ruhumla besliyorum gibi...
* Çocukken yaşlanmaktan korkardım. Zaman geçti ve yaşlanmanın ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Eskimek, kalıcı olmakla eş değer. Ve eskilerle bugüne dönmek kendini gerçeklemek bir nevi. Gerçeğime dokunmak içimi ısıtıyor.
* Kendin olmak için bazen başkası olmak gerek. Ne kadar başka olabiliyorsan o kadar anlarsın 'kendini'. Lakin başka olmanın bir bedeli vardır vicdanında gizli olan.
* 'En' olmak ne ile ölçülür?
* Bazı olayları görüyorum, duyuyorum, izliyorum. Adı üstünde 'olay' bu gelir, geçer ve gider diyorum. Yalnız geçip gitmeyen bir şey var ki o da huy! Can çıkar, huy çıkmaz deyimini seviyorum. Görünüşte asil olanlar 'öz' de asil olmayı başarabilseler keşke. Bir marka danışmanı olarak diyorum ki; marka sahibi olmak, marka olmak anlamına gelmiyor.
* Dönüşüm ve değişimin son noktasındayız artık!
* Kendini bir değer olarak ortaya koyarak hatırlatmak zorunda kalmak, acı bir benlik savaşı olsa gerek.
* Bir plan yapar sonrada kenara koyarız. Oysaki evren bizden daha özenlidir planlarımıza karşı. İyi veya kötü, gerçeklemek için bir 'olay'ı, zihnimizden geçtiği anda çalışmaya başlar. Ve hayırlı-hayırsız olduğuna bakmaksızın gerçekler.
* Haksızlık olduğunu düşündüğünüz durumların karşısına geçin ve bir ayna kabul edin. Acaba aynı durumları paylaşan diğerleri de kendilerine haksızlık olduğunu düşünmüyor muydu?
* Beni şaşırtmayı başarabilir misiniz? Hayat o kadar tanıdık ve alışılmış bir düzende seyrediyor ki; değişim yalnızca benim içimde.
* Bu gece, evet bu gece birilerinden çok uzaklara gidiyor olacağım. Siz uzaklıkları 'km'lerle tanımlarken, ben dizinizin dibinde, tam da yanı başınızda ve yüreğinizin en derinlerinde terk edeceğim sizi. Neden mi yapacağım bunu size? Cevap basit... Bana bunun nedenini soracak kadar yabancı kaldınız diye...
* Birisi eğer ki sana 'seni üzmeyeceğim diyorsa' bil ki üzmek için bir sebebi vardır. Ve birisi 'hep yanındayım' diyorsa, bil ki kaçmak için bir nedeni vardır.
* Boşlukları doldururcasına yaşamak mı ya da boşluk yaratmamacasına koşmak mı?
* Meğerse ne çok ta hasretmişim ben bana... Dahasını istiyorum, en derinlere kadar dalmak ve kendimle bir bütün olmak...
* Hayatla bir oyun oynasak, ben 'o' olsam sende 'onunki si'... Ne değişir; ederi mi, değeri mi?
* Karakter durum ve şartlara göre değişen bir olgu değildir. Zaman içerisinde deneyimler ile geliştiği muhakkaktır fakat günlük değişimler yalnızca yoksunluğu ifade eder. Sarf edilen sözleri takıp edin, kendilerini ele vereceklerdir
* Yaşım ilerledikçe 'eski'ye karşı olan sevgim artıyor. Zaman bana eskiyebilmenin bile ne kadar önemli olduğunu öğretti. Yaşlanacak kadar bir ömrü lütfeden Allaha ve hayatlarında sevgiyle eskimemi sağlayan dostlarıma ve nefes almamı sağlayan bu evrene binlerce kez şükür.
* Sabretmek, kendini eğitmenin bir yoludur.
* Mutluluk ve mutsuzluk, iyi ve kötü hep kol kola gezerler kardeş gibi. Hayat olayları ve durumları değiştirir. Bazen gülücük verir bize, bazen de gözyaşı... Her iki durumda da değişmiyorsa siz; mutlulukta da, gözyaşında da taşmıyorsanız şayet, denge ve dengenin kardeşi huzur vardır içinizde.
* 'Hak' anlayışına güvenenler haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlarsa, konunun muatabı ile haklarını konuşmak yerine, kahve sohbetlerinde dedikodu yapmayı seçer ise 'hak' ta seçimlerini değiştirecektir. Hak iki ucu keskin kılıç gibidir.
* Yaşamda her şey olabilir. Önemli olan nelerin olduğu değil, olanlar karşısında senin ne olduğun, nerede durduğundur. 'olay' gelir, geçer, gider. Ama 'sen' baki olansın. Kaçamayacağın, gelip, geçmeyecek olan tek şey 'sen'sindir.
* Kelimelerle dans etmek, hayallerle keyiflenmek, hep olabilme ihtimallerini konuşarak gülümsemek değil tercihim. Yaşamak! Yaşamakkkk! Yaşamakkkkk istiyorum.
* Her ne pahasına ve her neye rağmen olursa olsun almak güzel, nefesi belki de. Ve rüzgara rağmen durmak ayakta. Geride bırakabilmek ve geleceğe koşabilmek. Doğduğun gibi ölebilmek güzel belki de... (o saflık ve o masumiyetle)
* En güzel duygulardan biride 'sabır'dır. Nedense bizler sabrı bir acı ve bir katlanma olarak tanımlarız. Oysaki ki 'sabır' bir katlanma, bir kayıp değil; hayallerinin, isteklerinin gerçekleşeceği anın oluşum sürecinde gösterdiğin cesaret ve sükunetin diğer adıdır.
* Dün ile bugün, geçmiş ile gelecek arasındaki tek farkın yalnızca 'siz' olduğunu bilin lütfen. Güneş her gün aynı yerden ve aynı saatte doğuyor.
* Hayat geçmişte kalacak kadar uzun değil. İllaki bakılacaksa geçmişe, bir dönüp bakmak ve tecrübe dediğimiz yaşanmışlıkların bir bölümünden aldığımız dersleri bugüne taşımak yeterli. Fazlası bugünleri yok eder. Yok olan bugünler de hayatı...
* Yokluklara isyan etmemek gerek. Çünkü yokluklar, varlığın kıymetini anlayıp, şükretmemiz için önemli birer fırsattır yaşamımızda.
* Dünyayı dünya yapan biz insanlar isek; biz değişmeden ne değişir ki?
* Değişimi ret etmek yerine kabul etmek ve hissetmek gerek. Değişimin içindeki tadı almak ve yüreğini anlamak gerek.
*Cesur olmak ve korkuların üzerine yürüyerek kendini geçmek gerek...
* Hayat geçmişte kalacak kadar uzun değil. İllaki bakılacaksa geçmişe, bir dönüp bakmak ve tecrübe dediğimiz yaşanmışlıkların bir bölümünü alarak bugüne taşımak yeterli. Fazlası bugünleri yok eder. Yok olan bugünler de hayatı...
* Bir an dönüp geriye baktım ve bana çok uzak geldi. Sanki 3 ay önce; 3 ay değil de 3 yıl gibiydi. Kaliteli zaman bu olsa gerek diye düşündüm. Her yeni gelen günün geçmişi özletmediği ve bugüne konsantrasyon sağladığı paylaşımlar. Geçmişi çok uzaklara fırlatan ve yalnızca 'bugün'ü gerçek kılan paylaşımlar... Yeni dileğim budur sizler için; kaliteli zaman!
* Zaman, tüm marjinalleri klasikleştirir.
* Başkalarının güzelliklerine iç geçirmek yerine kendi güzelliklerini yaşamalı insan. Kimse kimsenin yerinde olamaz, yaşadıklarını aynı formda yaşayamaz. Çünkü her birleşim başka bir kimyadır.
* Hepimiz 'hayır' ve 'istemiyorum' kelimelerini kabul etmekte zorlanırız sebepsizce. Hayır denilen ve istenilmeyen şey bir olay, bir durum, bir iletişim biçimidir yalnızca. Bütün varlığımızın ret edildiğini düşünerek özgüven kaybetmek neden? Bunun yerine kabul görmeme durumunun sebepleri düşünülmeli ve bu sebepler uygunlaştırılmalı. Ya da durum geçmiş olmak üzere, o anda bırakılmalı.
* Hatırlatırım; yalnızca boş olan dolar. Dolu olan taşar. Yeni bir şey ile doldurmak istiyorsan önce boşaltmalısın. Buda mutlu yaşamın sırlarından biri.
* Ya dünlerin hesaplaşması içinde ya da geleceğin derdinde 'bugünleri' unuturuz. Hiç aklımıza gelmez mi dünlerin de, geleceğin de bugünlerden oluştuğu. O halde içimizde kendimizle olan bu savaş niye? Sizi 'bugün'e davet ediyorum. Bugünün kıymet ve derinliğine...
* 'Hayat'ı kenara koymamak gerek. Sen nasıl davranırsan, o da sana öyle davranacaktır unutma.
* Hayat her geçen gün yenileniyor. Bu yenilenme hayata paralel olarak bizde de gerçekleştiğinde, yaşam özelleşiyor. Kimimiz bu özelleşmiş yaşam ile devam ederken yola, kimimizde hayatın geride bıraktıkları arasına giriyoruz umarsızca.
* Renklerin birbirine karıştığı anda gelen siyahi gece, tekrar renkler ayrıştığında gündüze döner. Bir tek karışınca ayrılamayan, gündüzü olmayan biz varız; biz insanlar. Nasıl da iç içe girmiş her şeyimiz ve biz. Bir toplum yaratmışız kafamızın içinde 'o' bile aynı değil hiç kimseyle. Biz nerede karmaşıklaştık bu kadar ve nerede başladı bitmeyen bu siyahi gece?
* Bazen 'virgül' koymakta hayatı yaşama biçimi olabilir. Her virgül, bir nefes zamanıdır. Ve her nefes hayatı biraz daha anlama, algılama fırsatı. Telaştan ve aceleden uzak; sakin ve huzur verir aranan 'gerçek'i!
* Hayat keşke konuştuğumuz gibi olsa, değil mi? Sözcüklere bakınca herkes ne çok biliyor ve ne çok haklı. İnsanın aklı karışıyor; peki bilmeyen ve haksız olan kim diye soruyorum kendi kendime. Eylemler! Söylediklerimizle örtüşmeyen eylemler...Yani biz! Sözcüklerinde bilen ve haklı olan biz, eylemleri ile bilgisiz ve suçluyuz. O zaman üstadın söylediği gibi 'ya göründüğümüz gibi olmalıyız ya da olduğumuz gibi görünmeli'
* Karanlıklar arasında dans ediyorum. O kadar güçlü ki ışığım; ben döndükçe tüm karanlıkları parlaklığı ile örtüyor. Siyah ve sessiz olan 'karanlıklar' arsız ama, durur mu, illaki söndürecek tüm ateşleri. Bu defa biraz daha kararıp, kabarıyor. Artık ışık ve karanlık savaşı bizimkisi...Kazananı başından belli!
* Yalnızca karşıt görüşler ile gelişim sağlayacağını zannedenler yanılırlar. Var olanı iyileştirip, geliştirmekte bir yoldur. Herşeyde olduğu gibi düşünce israfında da zarar çoktur. Çöpe gidecekler, rafa kaldırılacaklar ve güncellenecekler arasındaki ayrıma dikkat etmeliyiz.
* Duygular, enerjiler bulaşıcıdır. Ya pozitiflerle yukarı çıkarsınız, yada negatifler ile aşağı inersiniz. Bu sebeple vaktinizi kimlerle geçirdiğiniz ve o 'kim'lerin ne yöne gittiği önemlidir.
* Kim sanıyorsa ki başkasına yapıyor; aslında kendisinedir yaptığı. İyiliklerde de böyledir, kötülüklerde de. Başkalarının hayatı adına planladığınız her 'olay' evvela kendi hayatınızda canlanacaktır, hatırlatırım.
* Müdahaleci olmamalıyız birbirimize. Yalnızca dostluk adına söylenmesi gerekenleri söylemektir üstümüze düşen. Bazen nerede durmamız gerektiğini hesap edemiyor olabiliriz. Müdahalelere nezaketen cevap vermiyor olmamız, sunulan görüşlerionayladığımız anlamına gelmez...
* Zamanın kıymetlendirdiği değil, zamanında kıymetli olmak önemli.
* Yaşamı başarmak her şeyden önemli. Bu sebeple gel-geç duygular ile ilgilenmiyorum
* Olumlu düşüncenin gücüne inanıyorum. Sorunlar ise hep inancımın en yüksek olduğu noktada ortaya çıktı. Ben yılmadım, başarıyorum.
* Ama herkes çok korkak... Ve çokta kararsız. Hadi artık; adım atmaya karar verene kadar titreyen bacaklarınız yüzünden düşüp kalacaksınız.
* Kişiler işlerine gelen konular ile alakalıdır değil mi... Yalnız bir sorun daha var; hangi konunun işine geldiğine 'doğru' karar veren yok
* Cesaret yürekten mi gelir, cehaletten mi? Belki de bu ne konuda cesaret gösterebildiğinle alakalıdır.
* Görünene bakmamak gerek. Önemli olmayan gerçekler arkasına gizlenmiş görünmeyenler, görünemeyenler. Ben hep arka yüzle ilgilenirim.
* Aşağıya bakmak zor. Yukarısı zaten hep beklenen, özlenen, takip edilen. Kimin ellerinin üzerinde veya omuzlarındayken yukarıdasın?
* Ne zaman, nerede, kiminle karşılaşacağınız belli mi? Yada o karşılaşma anında dengelerin nasıl olacağı...Kapıları aralık bırakmak gerek!
* Sorduğum tüm soruları iç sesinizin size sorduğunu düşünsenize.
* Yaşadığımız hayat hangi hayat? Bizim olmasını istediğimiz hayat mı yada bizim olmamızı istedikleri gibi olduğumuz hayat mı?
* Hayalperestlik nedir sizce? Beklentilerimiz ile hayatın getirdikleri arasındaki farkın hep açık ara olması olabilir mi?
* Her karar, bir kader anı aslında. Seçimlerimiz geleceğimizi belirliyor. Özümüze uygun karar vermek mutlu olmanın bir yoludur.
* Hayatı zorlamanın ne anlamı var ki. Mücadele etmek yerine raks etmek ve kolayı seçmekte iyi bir seçim olabilir.
* Nedense anlayamadıklarımıza hayranlığımız. Bir şey ne kadar karmaşıksa o kadar yüce geliyor. Bilgisizliğe bilgiden daha çok saygı duyuyoruz
* Hayatın zor olan tarafı yok. Yalnızca basitliği karşısında hayal kırıklığı yaşayan bizler tadını çıkartmak yerine canını çıkartmayı deniyor.
* Hayat bir matematik. Biraz okumak, biraz bakmak ve görmek bütünü kolayca ortaya koyuyor. Ayrıntılarda boğulmak nedensiz.
* Kaçmak kolay olandır. Kendinden kaçmak ise en kolayı...Nereye kadar gider bu kaçış düşünmek lazım. Duvara çarpmadan da dur demek gerek
* Tercihlerdir yaşamımızı belirleyen. Bizler yanlış tercihler yaptığımızı kabul etmek yerine mutsuzluklarımıza kader demeyi tercih ederiz.
* Kendimden yazıyorum yazdıklarımı. Benim cebimde biriktirdiklerim bunlar. İyi ya da kötü. Benden bir parça yani. Hepimiz gibi bende eksiğim.
* Ayrılıklar bile hazmedilebiliyor. Her son bir yeni başlangıç çünkü. Sanki bir çember daha büyümek gibi bir şey
* Öldüğünde bile sevgi ve saygı ile uğurlananı gördüm. Ne muhteşem bir duygudur yok olurken sevilmek. Veda da bir kalp atışı ile anılmak
* Yıldızlar ne kadar da yakın aslında. Uzanıp tutmayı becerememekte sorun. Yada uzanabilmeyi hayal edememekte.
* Her şey bir hayal ile başlar.
* Karanlıklardan korkmamalısın. Unutma ki en parlak yıldızlar en karanlık gecelerde parlayanlardır.
* Olumsuz cümleler kuran insanlardan kaçıyorum. Sanki bana zehir enjekte ediyorlarmış gibi geliyor. Ben pozitif yaşamı seçtim. Darısı başınıza
* Her ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmamak gerek. Eyleme geçmeli. Tek bir şey vardır ki umudu ve geleceği besleyen 'o' da eylemdir.
* Dünya dönüyor ve ben, benim dışımda olanları fark edemiyorum.Ya kendime çok donuğüm yada başkalarına çok saygılı. Arkadaşlarıma sormalı...
* Kazandıran şey sadelik. Yaşamımızı, ilişkilerimizi, evimizi özetle kendimizi sadeleştirmeliyiz.
* Bazen yazdıklarım bana bile yabancı geliyor. Okuyorum ve yazdığım anı düşlemeye çalışıyorum ama olmuyor. Anım anı yakalayamıyor
* Kendimden korkum bu sevme gücüm. Severek acıtıyorum ve buna alıştırıyorum. Oysaki her duyguda denge gerek. Denge huzur, huzur mutluluk demek!
* Sevgi çok ağır bir duygu. Tüm duygular onun içinde saklanmış. Severken öldürebiliyorsunuz bile. Tüm ödül ve cezalar sevgiden geçiyor, anladım
* Bir gün daha tükendi işte. Tüketmeye alışmış bir toplum olarak günleri tüketmek zor değil. Zor olan nasıl tükendiğini anlamak.
* Ne kadar kolay sarf ediyoruz sözcükleri! Empati kurmak sempati kurmayı gerektirmiyor ki.Sempati duymuyorsak bile empati yapabiliriz
* Renkler karışınca gelen siyahi gece tekrar renkler ayrışınca gündüze doner.Bir tek karışınca ayrılamayan, gündüzü olmayan biz varız;insanlar
* Az lafla çok şey anlatmak konusunda eğitiyor twitter beni. Zaten suskun, konuşamayan bir topluma iyi gelir mi bu acaba?
* Gelecek olanlar bazen nasıl bir hızla geride kalır ve geçmiş olur şaşar kalırım. Ve gelecek dediklerimiz bazen de nasıl gömer bizi geçmişe
* Keşke ilkel çağlara dönsem ve geleceği görme ihtimalim olsa. Şu an merak ettiğim tek şey bu; yarınlar...
* Gözümüz ile gördüklerimiz kadar gönül gözü ile gördüklerimiz önemlidir. Barış ancak bu bakış ile korunabiliyor.
* Günler birbirini tekrarladığında ürküyorum. Hayat kısalıyor gibi geliyor o an ve içimi ölüm korkusu sarıyor. Tekrarsız günlere.
* Evrenin özü müdür önemli olan yoksa bizim özümüz mü? Sizce 'biz' yani 'kendimiz' evrenin özü olabilir miyiz?
Burçin ALPACAR
*Bir gün öldüğümde benden geriye ne kalacak onu merak ediyorum. Ne kadarlık bir alanı kapladım, ne kadar bana aitti. Ne kadarlıktım ben?
*Geçmişe teşekkür etmeliyiz. Yaşanılan her şey bugün yaşanılacakların antremanıydı.
*Eğer ki biri sizi tüm ısrarlarınıza rağmen anlamıyorsa; anlayacak birine dönün yüzünüzü. Bazıları ancak 'sorun' ve 'anlaşmazlık' içinde anlar...
*Değerleri 'an'lara göre değişen ve söylemleri de bu zıtlıkta olan kişileri sevmiyorum ben. Büyüyememiş ve kişiliği oturmamış yetişkinler gibi. Çocuk yanımızı korumak lazım elbet ama bu çocuk kalmak 'duygusal' bir şey.
*Yine yazıyorum; her yanıtsızlığımda yazdığım gibi yine yazıyorum. Yanılmayın, yazılanlar öncekiler gibi değil. Bu defa yazdıklarım bildiğiniz dünyaya ait değil. Çünkü bu defa ben bendeki gibi değilim.
*Bakıyorum, görüyorum ve gördüklerimi sevmiyorum. Ego enflasyonundan 'öz'leri yakalayamaz oldum.
*Kullandığım tüm iletişim biçimleri kendimi anlatma çabası yalnızca. Asıl anlatacaklarım sessizliğimde gizli. Sessizlik benim için en güçlü iletişim biçimi.Sessizliğin dilini anlamak gerek. Bir çok cevaba, sanılanın aksine konuşarak değil sükuneti dinleyerek ulaşabiliriz.
*Zeytinin hayata benzerliğini düşündüm bugün. Önce ağacı yetişir. Sonra zeytin verir. Sonra zeytinler dalından koparılır, toprağın içine, karanlığa konulur. Zaman geçer. Ve aydınlığa çıkan zeytinler olgunlaşmış, lezzetlenmiş olarak bize tat verir. Hayatın bizden kopardıkları da buna benzer. Zamanı geldiğinde tekrar ışığa çıkar ve bir lezzet, tat olarak bizi besler. Tıpkı bir zeytin tanesi gibi...
*Hayatı zor zannedenler belki de sevdiklerinin gerçeği ile yüzleşemeyenler. Hayatın zor olan bir tarafı yok ki; zor olan insanlar. Dengesiz insanların 'denge'si olmaya çalışırken yoruluyoruz. Belki de bırakmalıyız, düşmeliler ki ayakta durmayı ve tutunmayı öğrensinler.
*Hayat bazen iyi ve kötüleri ayni güne toplar ki iyinin hakki verilebilsin. Böyle günlerde kotunun enerjisini büyütmek yerine iyinin keyfini büyütmek gerek.
*Yarın da, diğerleri gibi başka bir gün olacak. Birazdan uyuyacak ve sabaha tekrar uyanacağım. Her gün birbirini tekrar eder gibi görünse de aslında her uyanışta yeniden doğacağım. Farkında 'ol'anlar ve 'ol'mayanlar; Siyah-beyaz, yaz-kış gibi... Her ikisi de gerekli. Çünkü var hali ancak yok hali ile anlamlanmakta. O halde bu hafta hep beraber olmayanlarımızı sevgiyle kabul edelim varlıklarımız hatırlattıkları için.
*Biz ve onlar arasındaki fark; içine kattığımız, ortaya koyduğumuz yüreğimiz
*Bu günlerde sessizliğim konuşuyor yazılarımın yerine. Duyan var mı???
*Gözlerimin değil, aklımın değil, yüreğimin baktığı yerde gördüm hayatı. Zaman geçti; yüreğimde, aklımda, gözlerimde aynı doğruyu görür oldu. Şükürler olsun.
*Bazen sevginiz o kadar ağır basar sahip olduğunuz her şeyi geride bırakmak gerekebilir. Sevgileri, dostlukları, yaşanmışlıkları korumak adına gidebilmekte insan olabilmekle alakalıdır. Asklar, aileler, dostluklar en önemli değerlerdir. Her ne ise bu değerlere zarar veren onları tüm sağladıkları konfora rağmen yok etmeyi bilmektir erdem.
*Ben hayati sevdikçe hayat beni daha fazla sever oldu. Mutlu bir ask hikayesi gibi.
*Zamanın zamanı 'zamansızlıktır'
*Varsın herkes bir olmak için yarışa dursun. Sen kendi merkezinde dur yeter. Yaşamı tek düze, zamanı doğrusal sananların yarısı olabilir yalnızca ‘bir’ olma hevesi. Yaşamsal döngü bir çemberdir. Oysaki ve her 'bas' ayni zamanda bir son, her son ise ayni zamanda bir 'baş'tır aslında!
*Varsın herkes bir olmak için yarışa dursun. Sen kendi merkezinde dur yeter. Yaşamı tek düze, zamanı doğrusal sananların yarısı olabilir yalnızca ‘bir’ olma hevesi. Yaşamsal döngü bir çemberdir. Oysaki ve her 'bas' ayni zamanda bir son, her son ise ayni zamanda bir 'baş'tır aslında!
* İnsan her halini sevmeli. Hüznünü de mutluluğunu da. Tıpkı bir fotoğrafa poz veriyormuş gibi düşlemeli kendini. Nasıl ki her karede başka bir duygu var ise hayatın içinde, her anda da başka bir duygu var. Bilmeli ki hüzünlerde geçici, mutluluklarda. Kalıcı olan tek şey huzur. Buda hüzün ve mutluluğun dengesinde.
* Bedensel aidiyet ile ruhsal aidiyet farklı. Bedensel olarak son derece uyumsuz olduğum bu şehrin ruhu benimkini seviyor:-))) Sanki estetik güzelliğine ruh katıyorum ve sanki meşkimle daha bir yükseliyor sesi. Kimi şehirden beslenir kimi de şehri besler...O beni endamı ile ben onu ruhumla besliyorum gibi...
* Çocukken yaşlanmaktan korkardım. Zaman geçti ve yaşlanmanın ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Eskimek, kalıcı olmakla eş değer. Ve eskilerle bugüne dönmek kendini gerçeklemek bir nevi. Gerçeğime dokunmak içimi ısıtıyor.
* Kendin olmak için bazen başkası olmak gerek. Ne kadar başka olabiliyorsan o kadar anlarsın 'kendini'. Lakin başka olmanın bir bedeli vardır vicdanında gizli olan.
* 'En' olmak ne ile ölçülür?
* Bazı olayları görüyorum, duyuyorum, izliyorum. Adı üstünde 'olay' bu gelir, geçer ve gider diyorum. Yalnız geçip gitmeyen bir şey var ki o da huy! Can çıkar, huy çıkmaz deyimini seviyorum. Görünüşte asil olanlar 'öz' de asil olmayı başarabilseler keşke. Bir marka danışmanı olarak diyorum ki; marka sahibi olmak, marka olmak anlamına gelmiyor.
* Dönüşüm ve değişimin son noktasındayız artık!
* Kendini bir değer olarak ortaya koyarak hatırlatmak zorunda kalmak, acı bir benlik savaşı olsa gerek.
* Bir plan yapar sonrada kenara koyarız. Oysaki evren bizden daha özenlidir planlarımıza karşı. İyi veya kötü, gerçeklemek için bir 'olay'ı, zihnimizden geçtiği anda çalışmaya başlar. Ve hayırlı-hayırsız olduğuna bakmaksızın gerçekler.
* Haksızlık olduğunu düşündüğünüz durumların karşısına geçin ve bir ayna kabul edin. Acaba aynı durumları paylaşan diğerleri de kendilerine haksızlık olduğunu düşünmüyor muydu?
* Beni şaşırtmayı başarabilir misiniz? Hayat o kadar tanıdık ve alışılmış bir düzende seyrediyor ki; değişim yalnızca benim içimde.
* Bu gece, evet bu gece birilerinden çok uzaklara gidiyor olacağım. Siz uzaklıkları 'km'lerle tanımlarken, ben dizinizin dibinde, tam da yanı başınızda ve yüreğinizin en derinlerinde terk edeceğim sizi. Neden mi yapacağım bunu size? Cevap basit... Bana bunun nedenini soracak kadar yabancı kaldınız diye...
* Birisi eğer ki sana 'seni üzmeyeceğim diyorsa' bil ki üzmek için bir sebebi vardır. Ve birisi 'hep yanındayım' diyorsa, bil ki kaçmak için bir nedeni vardır.
* Boşlukları doldururcasına yaşamak mı ya da boşluk yaratmamacasına koşmak mı?
* Meğerse ne çok ta hasretmişim ben bana... Dahasını istiyorum, en derinlere kadar dalmak ve kendimle bir bütün olmak...
* Hayatla bir oyun oynasak, ben 'o' olsam sende 'onunki si'... Ne değişir; ederi mi, değeri mi?
* Karakter durum ve şartlara göre değişen bir olgu değildir. Zaman içerisinde deneyimler ile geliştiği muhakkaktır fakat günlük değişimler yalnızca yoksunluğu ifade eder. Sarf edilen sözleri takıp edin, kendilerini ele vereceklerdir
* Yaşım ilerledikçe 'eski'ye karşı olan sevgim artıyor. Zaman bana eskiyebilmenin bile ne kadar önemli olduğunu öğretti. Yaşlanacak kadar bir ömrü lütfeden Allaha ve hayatlarında sevgiyle eskimemi sağlayan dostlarıma ve nefes almamı sağlayan bu evrene binlerce kez şükür.
* Sabretmek, kendini eğitmenin bir yoludur.
* Mutluluk ve mutsuzluk, iyi ve kötü hep kol kola gezerler kardeş gibi. Hayat olayları ve durumları değiştirir. Bazen gülücük verir bize, bazen de gözyaşı... Her iki durumda da değişmiyorsa siz; mutlulukta da, gözyaşında da taşmıyorsanız şayet, denge ve dengenin kardeşi huzur vardır içinizde.
* 'Hak' anlayışına güvenenler haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlarsa, konunun muatabı ile haklarını konuşmak yerine, kahve sohbetlerinde dedikodu yapmayı seçer ise 'hak' ta seçimlerini değiştirecektir. Hak iki ucu keskin kılıç gibidir.
* Yaşamda her şey olabilir. Önemli olan nelerin olduğu değil, olanlar karşısında senin ne olduğun, nerede durduğundur. 'olay' gelir, geçer, gider. Ama 'sen' baki olansın. Kaçamayacağın, gelip, geçmeyecek olan tek şey 'sen'sindir.
* Kelimelerle dans etmek, hayallerle keyiflenmek, hep olabilme ihtimallerini konuşarak gülümsemek değil tercihim. Yaşamak! Yaşamakkkk! Yaşamakkkkk istiyorum.
* Her ne pahasına ve her neye rağmen olursa olsun almak güzel, nefesi belki de. Ve rüzgara rağmen durmak ayakta. Geride bırakabilmek ve geleceğe koşabilmek. Doğduğun gibi ölebilmek güzel belki de... (o saflık ve o masumiyetle)
* En güzel duygulardan biride 'sabır'dır. Nedense bizler sabrı bir acı ve bir katlanma olarak tanımlarız. Oysaki ki 'sabır' bir katlanma, bir kayıp değil; hayallerinin, isteklerinin gerçekleşeceği anın oluşum sürecinde gösterdiğin cesaret ve sükunetin diğer adıdır.
* Dün ile bugün, geçmiş ile gelecek arasındaki tek farkın yalnızca 'siz' olduğunu bilin lütfen. Güneş her gün aynı yerden ve aynı saatte doğuyor.
* Hayat geçmişte kalacak kadar uzun değil. İllaki bakılacaksa geçmişe, bir dönüp bakmak ve tecrübe dediğimiz yaşanmışlıkların bir bölümünden aldığımız dersleri bugüne taşımak yeterli. Fazlası bugünleri yok eder. Yok olan bugünler de hayatı...
* Yokluklara isyan etmemek gerek. Çünkü yokluklar, varlığın kıymetini anlayıp, şükretmemiz için önemli birer fırsattır yaşamımızda.
* Dünyayı dünya yapan biz insanlar isek; biz değişmeden ne değişir ki?
* Değişimi ret etmek yerine kabul etmek ve hissetmek gerek. Değişimin içindeki tadı almak ve yüreğini anlamak gerek.
*Cesur olmak ve korkuların üzerine yürüyerek kendini geçmek gerek...
* Hayat geçmişte kalacak kadar uzun değil. İllaki bakılacaksa geçmişe, bir dönüp bakmak ve tecrübe dediğimiz yaşanmışlıkların bir bölümünü alarak bugüne taşımak yeterli. Fazlası bugünleri yok eder. Yok olan bugünler de hayatı...
* Bir an dönüp geriye baktım ve bana çok uzak geldi. Sanki 3 ay önce; 3 ay değil de 3 yıl gibiydi. Kaliteli zaman bu olsa gerek diye düşündüm. Her yeni gelen günün geçmişi özletmediği ve bugüne konsantrasyon sağladığı paylaşımlar. Geçmişi çok uzaklara fırlatan ve yalnızca 'bugün'ü gerçek kılan paylaşımlar... Yeni dileğim budur sizler için; kaliteli zaman!
* Zaman, tüm marjinalleri klasikleştirir.
* Başkalarının güzelliklerine iç geçirmek yerine kendi güzelliklerini yaşamalı insan. Kimse kimsenin yerinde olamaz, yaşadıklarını aynı formda yaşayamaz. Çünkü her birleşim başka bir kimyadır.
* Hepimiz 'hayır' ve 'istemiyorum' kelimelerini kabul etmekte zorlanırız sebepsizce. Hayır denilen ve istenilmeyen şey bir olay, bir durum, bir iletişim biçimidir yalnızca. Bütün varlığımızın ret edildiğini düşünerek özgüven kaybetmek neden? Bunun yerine kabul görmeme durumunun sebepleri düşünülmeli ve bu sebepler uygunlaştırılmalı. Ya da durum geçmiş olmak üzere, o anda bırakılmalı.
* Hatırlatırım; yalnızca boş olan dolar. Dolu olan taşar. Yeni bir şey ile doldurmak istiyorsan önce boşaltmalısın. Buda mutlu yaşamın sırlarından biri.
* Ya dünlerin hesaplaşması içinde ya da geleceğin derdinde 'bugünleri' unuturuz. Hiç aklımıza gelmez mi dünlerin de, geleceğin de bugünlerden oluştuğu. O halde içimizde kendimizle olan bu savaş niye? Sizi 'bugün'e davet ediyorum. Bugünün kıymet ve derinliğine...
* 'Hayat'ı kenara koymamak gerek. Sen nasıl davranırsan, o da sana öyle davranacaktır unutma.
* Hayat her geçen gün yenileniyor. Bu yenilenme hayata paralel olarak bizde de gerçekleştiğinde, yaşam özelleşiyor. Kimimiz bu özelleşmiş yaşam ile devam ederken yola, kimimizde hayatın geride bıraktıkları arasına giriyoruz umarsızca.
* Renklerin birbirine karıştığı anda gelen siyahi gece, tekrar renkler ayrıştığında gündüze döner. Bir tek karışınca ayrılamayan, gündüzü olmayan biz varız; biz insanlar. Nasıl da iç içe girmiş her şeyimiz ve biz. Bir toplum yaratmışız kafamızın içinde 'o' bile aynı değil hiç kimseyle. Biz nerede karmaşıklaştık bu kadar ve nerede başladı bitmeyen bu siyahi gece?
* Bazen 'virgül' koymakta hayatı yaşama biçimi olabilir. Her virgül, bir nefes zamanıdır. Ve her nefes hayatı biraz daha anlama, algılama fırsatı. Telaştan ve aceleden uzak; sakin ve huzur verir aranan 'gerçek'i!
* Hayat keşke konuştuğumuz gibi olsa, değil mi? Sözcüklere bakınca herkes ne çok biliyor ve ne çok haklı. İnsanın aklı karışıyor; peki bilmeyen ve haksız olan kim diye soruyorum kendi kendime. Eylemler! Söylediklerimizle örtüşmeyen eylemler...Yani biz! Sözcüklerinde bilen ve haklı olan biz, eylemleri ile bilgisiz ve suçluyuz. O zaman üstadın söylediği gibi 'ya göründüğümüz gibi olmalıyız ya da olduğumuz gibi görünmeli'
* Karanlıklar arasında dans ediyorum. O kadar güçlü ki ışığım; ben döndükçe tüm karanlıkları parlaklığı ile örtüyor. Siyah ve sessiz olan 'karanlıklar' arsız ama, durur mu, illaki söndürecek tüm ateşleri. Bu defa biraz daha kararıp, kabarıyor. Artık ışık ve karanlık savaşı bizimkisi...Kazananı başından belli!
* Yalnızca karşıt görüşler ile gelişim sağlayacağını zannedenler yanılırlar. Var olanı iyileştirip, geliştirmekte bir yoldur. Herşeyde olduğu gibi düşünce israfında da zarar çoktur. Çöpe gidecekler, rafa kaldırılacaklar ve güncellenecekler arasındaki ayrıma dikkat etmeliyiz.
* Duygular, enerjiler bulaşıcıdır. Ya pozitiflerle yukarı çıkarsınız, yada negatifler ile aşağı inersiniz. Bu sebeple vaktinizi kimlerle geçirdiğiniz ve o 'kim'lerin ne yöne gittiği önemlidir.
* Kim sanıyorsa ki başkasına yapıyor; aslında kendisinedir yaptığı. İyiliklerde de böyledir, kötülüklerde de. Başkalarının hayatı adına planladığınız her 'olay' evvela kendi hayatınızda canlanacaktır, hatırlatırım.
* Müdahaleci olmamalıyız birbirimize. Yalnızca dostluk adına söylenmesi gerekenleri söylemektir üstümüze düşen. Bazen nerede durmamız gerektiğini hesap edemiyor olabiliriz. Müdahalelere nezaketen cevap vermiyor olmamız, sunulan görüşlerionayladığımız anlamına gelmez...
* Zamanın kıymetlendirdiği değil, zamanında kıymetli olmak önemli.
* Yaşamı başarmak her şeyden önemli. Bu sebeple gel-geç duygular ile ilgilenmiyorum
* Olumlu düşüncenin gücüne inanıyorum. Sorunlar ise hep inancımın en yüksek olduğu noktada ortaya çıktı. Ben yılmadım, başarıyorum.
* Ama herkes çok korkak... Ve çokta kararsız. Hadi artık; adım atmaya karar verene kadar titreyen bacaklarınız yüzünden düşüp kalacaksınız.
* Kişiler işlerine gelen konular ile alakalıdır değil mi... Yalnız bir sorun daha var; hangi konunun işine geldiğine 'doğru' karar veren yok
* Cesaret yürekten mi gelir, cehaletten mi? Belki de bu ne konuda cesaret gösterebildiğinle alakalıdır.
* Görünene bakmamak gerek. Önemli olmayan gerçekler arkasına gizlenmiş görünmeyenler, görünemeyenler. Ben hep arka yüzle ilgilenirim.
* Aşağıya bakmak zor. Yukarısı zaten hep beklenen, özlenen, takip edilen. Kimin ellerinin üzerinde veya omuzlarındayken yukarıdasın?
* Ne zaman, nerede, kiminle karşılaşacağınız belli mi? Yada o karşılaşma anında dengelerin nasıl olacağı...Kapıları aralık bırakmak gerek!
* Sorduğum tüm soruları iç sesinizin size sorduğunu düşünsenize.
* Yaşadığımız hayat hangi hayat? Bizim olmasını istediğimiz hayat mı yada bizim olmamızı istedikleri gibi olduğumuz hayat mı?
* Hayalperestlik nedir sizce? Beklentilerimiz ile hayatın getirdikleri arasındaki farkın hep açık ara olması olabilir mi?
* Her karar, bir kader anı aslında. Seçimlerimiz geleceğimizi belirliyor. Özümüze uygun karar vermek mutlu olmanın bir yoludur.
* Hayatı zorlamanın ne anlamı var ki. Mücadele etmek yerine raks etmek ve kolayı seçmekte iyi bir seçim olabilir.
* Nedense anlayamadıklarımıza hayranlığımız. Bir şey ne kadar karmaşıksa o kadar yüce geliyor. Bilgisizliğe bilgiden daha çok saygı duyuyoruz
* Hayatın zor olan tarafı yok. Yalnızca basitliği karşısında hayal kırıklığı yaşayan bizler tadını çıkartmak yerine canını çıkartmayı deniyor.
* Hayat bir matematik. Biraz okumak, biraz bakmak ve görmek bütünü kolayca ortaya koyuyor. Ayrıntılarda boğulmak nedensiz.
* Kaçmak kolay olandır. Kendinden kaçmak ise en kolayı...Nereye kadar gider bu kaçış düşünmek lazım. Duvara çarpmadan da dur demek gerek
* Tercihlerdir yaşamımızı belirleyen. Bizler yanlış tercihler yaptığımızı kabul etmek yerine mutsuzluklarımıza kader demeyi tercih ederiz.
* Kendimden yazıyorum yazdıklarımı. Benim cebimde biriktirdiklerim bunlar. İyi ya da kötü. Benden bir parça yani. Hepimiz gibi bende eksiğim.
* Ayrılıklar bile hazmedilebiliyor. Her son bir yeni başlangıç çünkü. Sanki bir çember daha büyümek gibi bir şey
* Öldüğünde bile sevgi ve saygı ile uğurlananı gördüm. Ne muhteşem bir duygudur yok olurken sevilmek. Veda da bir kalp atışı ile anılmak
* Yıldızlar ne kadar da yakın aslında. Uzanıp tutmayı becerememekte sorun. Yada uzanabilmeyi hayal edememekte.
* Her şey bir hayal ile başlar.
* Karanlıklardan korkmamalısın. Unutma ki en parlak yıldızlar en karanlık gecelerde parlayanlardır.
* Olumsuz cümleler kuran insanlardan kaçıyorum. Sanki bana zehir enjekte ediyorlarmış gibi geliyor. Ben pozitif yaşamı seçtim. Darısı başınıza
* Her ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmamak gerek. Eyleme geçmeli. Tek bir şey vardır ki umudu ve geleceği besleyen 'o' da eylemdir.
* Dünya dönüyor ve ben, benim dışımda olanları fark edemiyorum.Ya kendime çok donuğüm yada başkalarına çok saygılı. Arkadaşlarıma sormalı...
* Kazandıran şey sadelik. Yaşamımızı, ilişkilerimizi, evimizi özetle kendimizi sadeleştirmeliyiz.
* Bazen yazdıklarım bana bile yabancı geliyor. Okuyorum ve yazdığım anı düşlemeye çalışıyorum ama olmuyor. Anım anı yakalayamıyor
* Kendimden korkum bu sevme gücüm. Severek acıtıyorum ve buna alıştırıyorum. Oysaki her duyguda denge gerek. Denge huzur, huzur mutluluk demek!
* Sevgi çok ağır bir duygu. Tüm duygular onun içinde saklanmış. Severken öldürebiliyorsunuz bile. Tüm ödül ve cezalar sevgiden geçiyor, anladım
* Bir gün daha tükendi işte. Tüketmeye alışmış bir toplum olarak günleri tüketmek zor değil. Zor olan nasıl tükendiğini anlamak.
* Ne kadar kolay sarf ediyoruz sözcükleri! Empati kurmak sempati kurmayı gerektirmiyor ki.Sempati duymuyorsak bile empati yapabiliriz
* Renkler karışınca gelen siyahi gece tekrar renkler ayrışınca gündüze doner.Bir tek karışınca ayrılamayan, gündüzü olmayan biz varız;insanlar
* Az lafla çok şey anlatmak konusunda eğitiyor twitter beni. Zaten suskun, konuşamayan bir topluma iyi gelir mi bu acaba?
* Gelecek olanlar bazen nasıl bir hızla geride kalır ve geçmiş olur şaşar kalırım. Ve gelecek dediklerimiz bazen de nasıl gömer bizi geçmişe
* Keşke ilkel çağlara dönsem ve geleceği görme ihtimalim olsa. Şu an merak ettiğim tek şey bu; yarınlar...
* Gözümüz ile gördüklerimiz kadar gönül gözü ile gördüklerimiz önemlidir. Barış ancak bu bakış ile korunabiliyor.
* Günler birbirini tekrarladığında ürküyorum. Hayat kısalıyor gibi geliyor o an ve içimi ölüm korkusu sarıyor. Tekrarsız günlere.
* Evrenin özü müdür önemli olan yoksa bizim özümüz mü? Sizce 'biz' yani 'kendimiz' evrenin özü olabilir miyiz?
Burçin ALPACAR