seerenay
11-05-2011, 01:23
Her şey olanı nasıl daha iyi biliriz?
Nasıl düşündüğümüz ve nasıl konuştuğumuz, kendimize bilmek için ne kadar izin verdiğimizi belirler...
”Biliyorum” sözcüğü bu bilgilerin gelmesi için kapıyı açacaktır....
“Bilmiyorum” diyerek ya da bilginin bize geleceğinden kuşku duyarak hayatımızı nasıl da sınırlıyoruz....
Böyle konuştuğumuzda, böyle düşünüyoruz demektir ve böyle düşündüğümüzde, bu düşüncenin duygusu
ruhumuza kaydolacaktır. Ve ruh, düşünce sürecimizi doyuma uğratan realiteyi yaratır.
Bilmek inanmak değildir.
İnanmak sanmak, bilmek kesinliktir. .. Aydınlanmak bilmektir
– kuşku, inanç, ya da umut olmaksızın...
İdrak deneyimden geçer, böylece anlayış kazanırız
Kesin bilmekte olmak için de “biliyorum” demeliyiz .
Asla kuşkulanma ve tereddüt olmadan .
Daha büyük düşüncelerin yaratıcılığına bilme kapısını açtığımızda “deha” oluşur.
Eğer sürekli olarak; “ bunun yanıtını şimdi biliyorum ve buna açığım.” dersek, çözümün bilgisine ulaşırız. .. Bilmek bizi idrake açık tutar.
Bilmek içimizdeki cennetin bolluk kapılarını açar.
Bir arzumuzun zaten gerçekleşmiş olduğunu bilmek, arzumuzun düşüncesini güçlendirir; auramızdan bilinç nehrine gönderir ve almaya hazır olduğumuz içinde arzumuz gerçekleşir...
Gerçek şu ki herşey zaten bizim. Bunu bildiğimiz zaman her şey bize sunulacaktır.
Saf düşünce haline yeniden dönebilmek için egomuzu yenmek zorundayız..
Ego zaman, mekan ve ikilem illüzyonunun sınırları içinde algılar..
Her şeyi sağ kalma mücadelesi ve onaylanma sınırları içinde algılar. İşte saf düşünceyi bölen ve yargılayan budur.
“Bilmek” asla hiç bir şeyi yargılamaz.
Bildiğimiz zaman, düşüncenin gerçek ya da doğru olup olmadığı hakkında bir kuşkuya kapılmayız-
tüm düşünceler doğru ve gerçektir.
Bilmek düşünceyi tartmaz ya da değer biçmez.
Bilmek düşünceyi olduğu gibi alır. Kesintisiz ve sansürsüz....
Tanrıdan, sınırsız bilmeyi istediğimizde, düşüncelerin yargılarla saptırılmadan bilincimize girmesine
izin vermeliyiz. ..
Her zaman yapmamız gereken tek şey, Açık olmak...
Düşünce sürecimiz yargılar ve egodan uzaklaştıkça, süperbilinç düşüncelerinin beynin algılama bölümüne girmesi kolaylaşır.
Kendimize ve hayata yargısız gözlerle bakmayı öğrenmeliyiz..
Bir çiçeğe baktığımızda; onu “çiçek”, “ışık”, “hayat”, “varolan” olarak görebiliyorsak,
güzel-çirkin demiyorsak, düşünceyi saf hali ile algılıyoruz demektir. Hissettiklerimize yargı ve sınır koymadığımız her an, beynimizin sınırsız düşünceleri alabilme kapasitesini arttırarak günlük otomatik yaşantımızın dışına çıkarız...
Öteki varlıkların yaşam biçimlerine baktığımızda, onların özünden başka bir şey görmememiz gerekir..
Yargılarsak, ruhumuzda kaydolan bu duygular... kendi davranışlarımızı sürekli yargılamamıza neden olur.
Kimseyi yargılamayalım. İnsanları kim olurlarsa olsunlar, kendilerini nasıl ifade ederlerse etsinler, onları,
böyle olmalarına izin veren içlerindeki Tanrı için sevelim
Onların da özü Tanrı olduğu için sevilmeye layıklar. Ancak onları kendimiz gibi seversek, kendimizi de
olduğumuz gibi sevebiliriz... İçinde onlara karşı bu sevgiyi duyduğumuz takdirde, saflaşarak özümüz olabiliriz.
seerenay
Nasıl düşündüğümüz ve nasıl konuştuğumuz, kendimize bilmek için ne kadar izin verdiğimizi belirler...
”Biliyorum” sözcüğü bu bilgilerin gelmesi için kapıyı açacaktır....
“Bilmiyorum” diyerek ya da bilginin bize geleceğinden kuşku duyarak hayatımızı nasıl da sınırlıyoruz....
Böyle konuştuğumuzda, böyle düşünüyoruz demektir ve böyle düşündüğümüzde, bu düşüncenin duygusu
ruhumuza kaydolacaktır. Ve ruh, düşünce sürecimizi doyuma uğratan realiteyi yaratır.
Bilmek inanmak değildir.
İnanmak sanmak, bilmek kesinliktir. .. Aydınlanmak bilmektir
– kuşku, inanç, ya da umut olmaksızın...
İdrak deneyimden geçer, böylece anlayış kazanırız
Kesin bilmekte olmak için de “biliyorum” demeliyiz .
Asla kuşkulanma ve tereddüt olmadan .
Daha büyük düşüncelerin yaratıcılığına bilme kapısını açtığımızda “deha” oluşur.
Eğer sürekli olarak; “ bunun yanıtını şimdi biliyorum ve buna açığım.” dersek, çözümün bilgisine ulaşırız. .. Bilmek bizi idrake açık tutar.
Bilmek içimizdeki cennetin bolluk kapılarını açar.
Bir arzumuzun zaten gerçekleşmiş olduğunu bilmek, arzumuzun düşüncesini güçlendirir; auramızdan bilinç nehrine gönderir ve almaya hazır olduğumuz içinde arzumuz gerçekleşir...
Gerçek şu ki herşey zaten bizim. Bunu bildiğimiz zaman her şey bize sunulacaktır.
Saf düşünce haline yeniden dönebilmek için egomuzu yenmek zorundayız..
Ego zaman, mekan ve ikilem illüzyonunun sınırları içinde algılar..
Her şeyi sağ kalma mücadelesi ve onaylanma sınırları içinde algılar. İşte saf düşünceyi bölen ve yargılayan budur.
“Bilmek” asla hiç bir şeyi yargılamaz.
Bildiğimiz zaman, düşüncenin gerçek ya da doğru olup olmadığı hakkında bir kuşkuya kapılmayız-
tüm düşünceler doğru ve gerçektir.
Bilmek düşünceyi tartmaz ya da değer biçmez.
Bilmek düşünceyi olduğu gibi alır. Kesintisiz ve sansürsüz....
Tanrıdan, sınırsız bilmeyi istediğimizde, düşüncelerin yargılarla saptırılmadan bilincimize girmesine
izin vermeliyiz. ..
Her zaman yapmamız gereken tek şey, Açık olmak...
Düşünce sürecimiz yargılar ve egodan uzaklaştıkça, süperbilinç düşüncelerinin beynin algılama bölümüne girmesi kolaylaşır.
Kendimize ve hayata yargısız gözlerle bakmayı öğrenmeliyiz..
Bir çiçeğe baktığımızda; onu “çiçek”, “ışık”, “hayat”, “varolan” olarak görebiliyorsak,
güzel-çirkin demiyorsak, düşünceyi saf hali ile algılıyoruz demektir. Hissettiklerimize yargı ve sınır koymadığımız her an, beynimizin sınırsız düşünceleri alabilme kapasitesini arttırarak günlük otomatik yaşantımızın dışına çıkarız...
Öteki varlıkların yaşam biçimlerine baktığımızda, onların özünden başka bir şey görmememiz gerekir..
Yargılarsak, ruhumuzda kaydolan bu duygular... kendi davranışlarımızı sürekli yargılamamıza neden olur.
Kimseyi yargılamayalım. İnsanları kim olurlarsa olsunlar, kendilerini nasıl ifade ederlerse etsinler, onları,
böyle olmalarına izin veren içlerindeki Tanrı için sevelim
Onların da özü Tanrı olduğu için sevilmeye layıklar. Ancak onları kendimiz gibi seversek, kendimizi de
olduğumuz gibi sevebiliriz... İçinde onlara karşı bu sevgiyi duyduğumuz takdirde, saflaşarak özümüz olabiliriz.
seerenay