Orijinalini görmek için tıklayınız : Siz olursanız cocuklarınızda olur
Yeni çağın çocuklarını yetiştiren yeni çağın anne babalarıyız. Eskileri eskiciye devrettik, yeni bir bilinçlilik ve farkındalıkla yapıyoruz anne- babalık görevimizi. En ufak meselede, “aman çocuğumun psikolojisi bozulur, bebeğim olumsuz etkilenir” şeklinde düşünmek için herhangi bir efor sarfetmiyoruz artık. Bu bizim gerçekliğimiz haline geldi. Eski kalıplar yıkıldı, Çocuk Çocuktur düşüncesi, yerini “Çocuk Bireydir” düşüncesine bıraktı. Bu bakış açısıyla yetişen yeni nesil bomba gibi. Kendine güvenen, düşüncelerini özgürce ifade eden, yeri geldiğinde anne-babasının karşısına dikilip “ sen bana böyle davranamazsın” diyerek haklarını koruyan yeniçağ çocukları var karşımızda.
Bütün bunlar harika gelişmeler. Ancak beni düşünmeye iten bir nokta var. Bizler yani şimdinin anne-babaları ortalama 25-35 yaşlar arasındayız. (İstisnalar kaideyi bozmaz). Kendi ailelerimiz tarafından eski kalıplarla büyütüldük. Yani bir ayağımız eskide: içimizdeki çocuk; diğer ayağımız yenide: kucağımızdaki çocuk. Ve yapmaya çalıştığımız kendimizi eskinin olumsuz alışkanlıklarından, yanlış çocuk yetiştirme geleneklerinden kurtarıp kucağımızdaki çocukları bir birey olarak yetiştirmek. Ancak gözlemlediğim kadarıyla ortada yanlış giden bir şeyler var. Kitaplarda, dergilerde, televizyonda öğrendiklerimizi kendi iç dinamiklerimize uyarlayıp uyguluyor ve yeni fikirleri eleyerek yaşantımıza sokuyoruz. Çocuklarımız için harika!
Peki ya bizler! Çocuk yetiştirmenin aslında kendimizi yetiştirmek olduğunun, çocuklarımız için rol modeller olduğumuzun ne kadar bilincindeyiz.
Aile ve arkadaş toplantılarında sıklıkla rastladığım bir tablo var. Çocuklu anne-babalar bir araya gelir ve “ ay benimki bunu yapıyor, ay benimki şöyle yapıyor” diye anlatıp duruyorlar. Bu böyle ve şöyleler de genellikle çocukların olumsuz davranışlarından oluşuyor. Nasıl yaramaz olduğu, nasıl söz dinlemediği, nasıl uyumadığı, nasıl inatlaştığı, nasıl yemek yemediği, nasıl her şeye ağlayıp durduğu… nasıl, nasıl, nasıl... Hooop, o anda öğrenilen ve uygulanmaya çalışılan tüm yeni çağ çocuk yetiştirme yöntemleri yerle bir oldu işte. İçinizdeki çocuk devreye girdi çünkü. O çocuk kendi yetiştirildiği tarzın bir şekilde hala doğru olduğuna inanıyor ve kucağındaki çocuğun da öyle bir çocuk olmasını istiyor.
Peki bu ikilemi çocuklarımıza yaşatmamızın onları nasıl etkileyeceğini hiç düşündük mü? Bir tarafta kendini özgürce ifade etmesi gerektiği öğretilen çocuk diğer tarafta; “sus şimdi, biz konuşuyoruz, sonra anlatırsın söyleyeceklerini” cümlesine çarpıveriyor. Bir tarafta; sen her şeyi başarabilirsin, çünkü sen bir bireysin ve kendine güvenmelisinlerle yoğurulan çocuk, diğer tarafta mutfaktan getirdiği tencereye su doldurup içine sabun, kolonya ve boya ekleyerek hayatının en önemli deneyini yapmaya hazırlandığı sırada “ şimdi ortalığı batıracaksın, koy onları yerine” cümlesiyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Perhiz ve lahana turşusunun şahane şovu!
Ya da, herhangi bir konuda, "aman da ben böyle yapıyorum, benimki şöyle de benimki böyle" lerle başlayan ve durumdan haberi bile olmayan çocuğunuzu bir başkasıyla kıyaslama, aslında sizin çocuğunuzun ne harika olduğunu ispat etme çabası... Çocuğunuzun buna da ihtiyacı yok. Çocuğunuzun ne harika olduğunun başkaları tarafından bilinmesi, çocuğunuza bir yarar sağlamayacaktır. Her anne-babanın çocuğu kendisine göre harikadır. Bundan öte her çocuk MÜKEMMELDİR. Bunu yapmak, sizin egonuzu beslemekten başka birşey değildir. Buna harcayacağınız zaman ve enerjiyi çocuğunuz için harcarsanız, O'nun için çok daha olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Çocuklarımızı kendi ihtiyaçlarımızdan soyutlayarak yetiştirmeliyiz. Bizim ihtiyaçlarımız çoğunlukla onların ihtiyaçları değildir. Onların ilk belirgin ihtiyaçları sevgi ve güvendir. Bunun haricinde onlar için oluşturulan her ihtiyaç aslında bizim düşündüğümüz ihtiyaçların yansımasıdır. Hiçbir çocuk bir oyuncak dükkanına girip “hımm, benim üzerinde ışıklar olan ve kas koordinasyonumu geliştirecek ve klasik müzik çalarken bir yandan da hareket eden bir oyuncağa ihtiyacım var” demez. Eğer bunun, çocuğunuzun ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız, bir daha düşünün, sakın o sizin içindeki çocuğun ihtiyacı olmasın!
Çocuğunuzun yapmasını istediğiniz şeyleri ve sergilemesini istediğiniz davranışları, O’na öğretmeye ve anlatmaya çalışmanız bir işe yaramaz. Yapmanız gereken tek şey çocuğunuza rol model olmaktır. Çocuğunuza kolanın çok zararlı bir içecek olduğunu ve kola içmemesi gerektiğini söyledikten sonra sofraya "büyükler içecek" diyerek kola koymanız tüm söylediklerinizi yerle bir edecektir. Kola içmesini istemiyorsanız siz de kola içmeyeceksiniz, yalan söylemesini istemiyorsanız siz de yalan söylemeyeceksiniz, tertipli ve düzenli olmasını istiyorsanız siz de tertipli ve düzenli olacaksınız, dişlerini fırçalamasını istiyorsanız, siz de dişlerinizi düzenli olarak fırçalayacaksınız, temiz olmasını istiyorsanız, siz de temiz olacaksınız, kızdığı zaman bağırmasını istemiyorsanız, siz de kızdığınız zaman bağırmayacaksınız, sağlıklı şeyler yemesini istiyorsanız, siz de sağlıklı şeyler yiyeceksiniz…Çocuk gelişimi ile ilgiyi her türlü bilgiyi önce kendi içinizde sindirmelisiniz.
Siz çocuğunuzun aynasısınız, çocuğunuzda düzeltmek istediğiniz bir davranış olduğunu düşünüyorsanız, önce dönüp kendinize bakın. Emin olun o davranışı yaratan şeyin siz olduğunun farkına varacaksınız. Önce kendi davranışlarınızı düzeltirseniz, çocuğunuzun karşısına geçtiğiniz zaman O’nun aynada pırıl pırıl parladığını göreceksiniz.
Çocuklarınıza güzel davranışlar sunun, düşüncelerinizi değil. Onların kendi düşünceleri var. İçinizdeki çocukla kucağınızdaki çocuğu karıştırmayın; O’nun sizin istediğiniz bir şey olmasını sağlamaya çalışmayın. O’nun ne ise o olması konusunda O’na rehberlik yapın.
Siz olursanız, çocuklarınız da olur…
Rahşan Atasoy
nazan erten
20-02-2011, 09:13
filiz canım,çok güzel bir paylaşım.
akşamdan beri bir arkadaşımın bana dediği bir cümle kafamda dönüp duruyordu.ne mi dedi:))
-ablası istanbulda kızında.hastalanmış grip olmuş herkes çalıştığı için ona bakacak bir su verecek kimsecikler yokmuş.hiç su bile içmeden iki gün yatmış.
-amaaan dedim.bende gribim hiç yatmadan geçiriyorum ne güzel bak gribin en iyi çaresi yatıp dinlenmek.
bir kızdı bana.:))
-sen zaten kızlarına da böyle yapıyorsun hemen kendinden örnek veriyorsun.herkes senmi.
şimdi okuyorum bu yazıyıda hatta bazı yerlerini buraya kopyalıyacağım bak
(en ufak meselede, “aman çocuğumun psikolojisi bozulur, bebeğim olumsuz etkilenir” şeklinde düşünmek için herhangi bir efor harcamıyoruz)
aslında ,bence, olması gereken çocuğun psikolojisini bozmamak için efor harcamak gerekir
(Kendine güvenen, düşüncelerini özgürce ifade eden, yeri geldiğinde anne-babasının karşısına dikilip “ sen bana böyle davranamazsın” diyerek haklarını koruyan yeniçağ çocukları var karşımızda.)
zamanında kızdığım bu tür davranışlara artık saygısızlık olarak deil eleştiri olarak bakıp,gerektiğinde onlardan özür diliyorum.
(Siz çocuğunuzun aynasısınız, çocuğunuzda düzeltmek istediğiniz bir davranış olduğunu düşünüyorsanız, önce dönüp kendinize bakın. Emin olun o davranışı yaratan şeyin siz olduğunun farkına varacaksınız. Önce kendi davranışlarınızı düzeltirseniz, çocuğunuzun karşısına geçtiğiniz zaman O’nun aynada pırıl pırıl parladığını göreceksiniz.
Çocuklarınıza güzel davranışlar sunun, düşüncelerinizi değil. Onların kendi düşünceleri var. İçinizdeki çocukla kucağınızdaki çocuğu karıştırmayın; O’nun sizin istediğiniz bir şey olmasını sağlamaya çalışmayın. O’nun ne ise o olması konusunda O’na rehberlik yapın.)
biz sizlerin anneleri şimdi 50 yaşları civarındayız ,ben ve çevremdeki anneler bize yapılan ,bizim yaptığımız yalnışları farkedip düzeltme çabasındayız.
şimdi arkadaşımın bana dediğine geleyim.hoş burada da kendimden örnek verdim.örneklemeyle anlatım sanırım benim tarzım.ama bunu asla kimseyi küçümsemek yada rahatsız etmek için yapmıyorum. yine de bu davranışım eleştiri yada yargılama olarak algılanıyor sanırım.
bunu değiştirmeye ve artık hiç bir konuda kendimden örnek vermemeye dikkat edeceğim.
paylaştığın bu yazıya ,sana ve arkadaşıma teşekkür ediyorum.
kendimi sorgulamama neden olduğunuz için
şimdi bu yazdıklarımı tekrar okumadan kopyalayıp arkadaşıma da göndereceğim
bu arada :)) günaydın .iyi pazarlar.
kolanın çok zararlı bir içecek olduğunu ve kola içmemesi gerektiğini söyledikten sonra sofraya "büyükler içecek" diyerek kola koymanız tüm söylediklerinizi yerle bir edecektir. Kola içmesini istemiyorsanız siz de kola içmeyeceksiniz, yalan söylemesini istemiyorsanız siz de yalan söylemeyeceksiniz, tertipli ve düzenli olmasını istiyorsanız siz de tertipli ve düzenli olacaksınız, dişlerini fırçalamasını istiyorsanız, siz de dişlerinizi düzenli olarak fırçalayacaksınız, temiz olmasını istiyorsanız, siz de temiz olacaksınız, kızdığı zaman bağırmasını istemiyorsanız, siz de kızdığınız zaman bağırmayacaksınız, sağlıklı şeyler yemesini istiyorsanız, siz de sağlıklı şeyler yiyeceksiniz…Çocuk gelişimi ile ilgiyi her türlü bilgiyi önce kendi içinizde sindirmelisiniz.
Yazı benımde hoşuma gittiği için buraya alıntı yaptım. Benım cocugum yok ama bilip öğrenmemek ayıp değil :) .. sağolsun çevremde çocuğu olan arkadaslarımın çocukları ıle ilgilenirken de bu tür yazıların faydasını görüyorum.. sevgıler..
hayalayaz
20-02-2011, 13:41
yazı benimde çok hoşuma gitti... ama benim önem verdiğim şey bilgiyi ne kadar hayata geçirdiğimizdir... gerek yazıyı,gerek nazan'ın paylaşımını okuduğumda okuduğumda bunu düşündüm..
Çocuklarımız bizi aynalıyorlar... Aynaya bakıyorlar ve ne görüyorlarsa onu ifade ediyorlar...
Özellikle biz Türk anneleri kendimizi ne kadar geliştirirsek geliştirelim, yinede fark etmeden eski alışkanlıklarımızın etkisine geri dönüyoruz... Çünkü "sen nasıl bir annesin ki" tarzında olan yargılanmalar, suçlanmalar hiç bitmiyor... Biz bir türlü kendimiz olmayı tam olarak başaramıyoruz...
Ben de daima kendimden örnek veririm veya gerçekten ama gerçekten çok yakından gördüğüm yaşamları örnek gösteririm... Bundan doğal bir şey olamaz... Çünkü... Kendimi artılarımla eksilerimle herkesten daha iyi gözlemleme ve değerlendirme imkânına sahibim...
Başta da yazdığım gibi biz Türk anneleri başkalarının bize koyduğu sınırları bir türlü aşamıyoruz... Çocuğumuz doğar doğmaz… Başta kendi annemiz olmak üzere, sen ne biçim annesin yargılaması başımızın üzerinde demoklesin kılıcı gibi durur... Hiç unutmuyorum... Can doğduğu zaman çok gazlıydı... Ve uyumuyordu, doktor her gün çıkarıp temiz havada dolaştırmamı tavsiye etmişti... Kırk gün dolmadan dışarı çıkardığım için annem demediğini bırakmamıştı… Kendi annemin söylediklerini kayınvalidem söylese kaynana deriz...
O cahil fikrimle mantık yürüttüm... Madem kırk gün dışarı çıkmamam gerekiyordu, o halde hastanede kırk gün kalmalıydım... Annem neden bu kırk günün önemini hastaneye anlatmadı... Neden biz kırk gün evde kalmak zorundayız da alman kadınları hemen sokağa çıkıp günlük hayatlarına dönebiliyorlar ve onlara hiç bir şey olmuyor... Neden hep bizim çocuklarımız sübyanlı oluyor? vs… vs…
o günden itibaren özellikle çocuğumla ilgili kararları kendim almaya çalıştım... Benim işim diğer annelere göre biraz daha zordu… çünkü ben ve oğlum yıllarca ablam, oğlu, ile birlikte yaşadık..bir evin içinde iki anne modeli ve iki çocuk modeli vardı...
Geçen haftalarda verdiğim bir seminere ablamda geldi... Çocuğunu âlem ne der korkusu ile ve kendi dominant yapısı ile bastıran bir anneyle konuşuyoruz...
Ablam şunu dedi... " ben çocuğumu çok sevdim... O kadar çok sevdim ki... Bir gün çocuğum anne bana neden böyle yapıyorsun neden beni sıkıyorsun, dedi... Seni çok seviyorum oğlum korumak istiyorum dediğimde, " “anne lütfen beni bu kadar sevme” dedi ve şimdi o çok sevip, kendisinden bile korumaya çalıştığım çocuk brezilyada”...
Çocuklarımızın enerjisi bizimkilerden çok daha yüksek, onlar ne istediklerini bilerek geliyorlar dünyaya... ( hele şimdi yeni doğanların enerjisi pik yapmış durumda) dolayısı ile bizler bizden daha bilgili ve ne istediğini bilen varlıklara annelik yapıyoruz...
Bizim için önemli olan birçok şey çocuklarımız için çok önemsiz... Zaten birçoğu istediğimiz gibi hareket etmiyor... Tabii ki onları koruyacağız ve gözeteceğiz... Ama dengeli bir şekilde... "sen ne biçim annesin" yargısından o kadar çok korkuyoruz ki… Eski enerjilerle yeni enerjileri beslemeye çalışıyoruz... Ve maalesef daima konuşuyoruz, işin cılkını çıkardığımız için, çocuklar karşımıza geçip konuştuğunda veya başkası bizi yargıladığında, kırılıyoruz, hareket tarzımızın doğruluğu içimize o kadar çok işlemiş ki nerede yanlış yaptığımızı bir türlü bulamıyoruz... Yargılanmayı bir türlü içimize sindiremiyoruz...
Aslında... Ailemizin çizdiği sınırları, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz devam ettiriyor, kendileri de o sınırlar içinde oldukları için bunu çok rahat yapıyorlar… Hepimiz başkalarının bizim için inşa ettiği hapishanelerde yaşıyoruz… Özgür ruhlu çocuklarımızı da aynı yere sokmaya çalışıyoruz...
Saygısızlık ettiğimizi kabul edelim... Bize yapılan saygısızlığın aynısını bizde çocuklarımıza yapıyoruz... Bu saygısızlık çocuklarımız tarafından daha yoğun algılanıyor, çünkü onlar ne istediklerini bizden daha iyi biliyor...
Çocuklarımızı gözlemleyelim... Ne yaptığımızda suratları asılıyor... Suratının asıldığını gördüğümüzde, ben yapıyorum ama... Ben yaptım çünkü... Demekten vazgeçelim... Haklı olmamız mutlu olmayı engelliyorsa, mutlu olmayı, mutlu etmeyi seçelim...
Çocuklar özde değil sözde kendini geliştiren annelere rahatlıkla "hadi canım sende" diyorlar... Ve maalesef yargılıyorlar, suçluyorlar ve küçümsüyorlar...
Okuduklarımızı, öğrendiklerimizi hayata geçirmeye çalışalım... Sınırların tamamen ortadan kaldırılması taraftarıyım ama eğer bir sınırımız olacaksa, bu sınırı kendimiz koyalım, çünkü kendi koyduğumuz sınırın en azından bir ucunu açmak daha kolaydır...
Çoğumuz kendimizi aştık çocuklarımıza “ ben yanıldım özür dilerim “ diyebiliyoruz… Ama iş eyleme gelince yine bir yerinden sızıntı yapıyor ve çocuklarımız çok çabuk ümitsizliğe kapılıyor… Arkadaşlarımız ailemiz eleştirdiğinde, bizde gördüğü sınırın aynısına sahip olduğunu, bizi aynaladığının bilincinde olarak ona saygı ve sevgi ile teşekkür edelim… Oturup ne kadar haklı olup olmadığını düşünürken kendimizi ezmeyelim… Ama bizi yeni sınırlara sokmak istiyorsa, buna aynı çocuklarımızın bize yaptığı gibi itiraz edelim…
Birçoğumuz annelerimizden “ben senin yaşındayken…” Terranesini “ dinlemişizdir… İyi ki çocuklarımız bizim o yaşlarda üstlenmek zorunda kaldığımız sorumluluklara sahip değiller… İyi ki çocuklarımız bizden daha özgür yaşama imkânlarına sahipler… Çünkü onların görevleri daha zor… Onların çocuklarının enerjileri kendilerinden daha yüksek olacak… Biz tabii ki birçok şeyi onlardan daha iyi biliyoruz, tecrübelerimiz daha fazla… Ama eğer yaşayarak öğrenmek istiyorlarsa… Saygı gösterelim ve bırakalım yaşayarak öğrensinler… Bu saygı bazen hem bize hem onlara gerek maddi gerek manevi açıdan çok pahalıya mal oluyor… Ama korumaya, hata yapmalarını engellemeye çalıştığımızda daha fazla bedel ödüyoruz… Çocuklarımızda özdeğer ile ilgili bilinçaltı kalıbı yaratıyoruz… Ve hayatları boyunca bunun üstesinden gelmek için boşa zaman harcatıyoruz…
Yapacağımız şey çok basit… Onlara
Sen ne yaparsan yap… Hata yaparsan sen üzüldüğün için bende üzülürüm… Ama hatan ne kadar büyük olursa olsun… Tüm sevgimle yanındayım… Demek ve Allah korusun böyle bir şey olduğunda gerçekten söylediğimizin arkasında durup çenemizi tutarak yanlarında olmak…
İşte şimdi ben , “ben” diyeceğim çünkü yaptığımın ödülünü hala alıyorum…
Benim Can 32 yaşındadır ve konuşmamdan çekinir… Ben konuşmaya başladığımda susar ve dinler… Çünkü bilir ki ben konuşmadan önce kendimi çok susturmuşumdur… Ve konuşmaya karar verdiğimde gerçekten kendisi için çok önemli sözler edeceğimi bilir… Ben Canın odasına gireceğim zaman izin alırım… 2 gün önceden temizleyeceğimi haber veririm… Bunu yaparken şunu düşünürüm… Herkesin birlikte yaşadığı insanın görmesini istemediği bir şeyi vardır… ( benim annemin varlığından bile haberi olmasını istemediğim bir hatıra defterim vardı… Annem odama girmiş hatıra defterimi hem öğrenmiş hem de okumuştu… Annemden ne kadar nefret ettiğimi anlatmam)
Biz istediğimiz kadar bilmiyormuş gibi yapalım… Herkesin bir içsel düzeni vardır… Onlar gizledikleri ne varsa tarafımızdan ellendiğini bilirler… Çocuğum bir hata yaptığında asla sıcağı sıcağına konuşmam… Çünkü o yaptığı hatanın altında yeteri kadar eziliyordur… Eğer bu hata hakkında konuşmak isterse dinlerim… Asla suçlamam… O kendisini yeteri kadar aptal hissediyordur, haa bu çok büyük aptallık deyip onu daha fazla ezmem… Ben çocuğumun sınırlarını anlamaya çalışırken… Önce kendi sınırlarımı gözden geçiririm… Onun benim sınırlarımı ihlal etmesine izin vermediğim için bende onun sınırlarını ihlal etmem… Onu korumaya çalışmak için gayret etmem… Korunma dengeliyse insana güven verir… Ama dengesizse insana hapishanede yaşadığı duygusunu verir ki… Hapishane insanın kaçma isteğini körükler… Çocuğum için ben hatasız bir anne değilim… Çok hatalarım var… Kendisine açık ve net bir şekilde söyledim zaten… pirü pak bir anne olma sevdasında değilim… Ama kendisine gösterdiğim hoşgörüyü, oda bana gösteriyor… O, da bana konuştuğu zaman ben dinliyorum… Ve biliyorum ki konuşmak için çok bekledi… Ama yargılamadan suçlamadan konuşur…
Aslında şu an konuştuğumuz şeyler hepimizin basit detaylar deyip önemsemediğimiz şeyler… Ama bütünü oluşturan küçük parçalar değil mi? Basit detayları önemsediğimizde önemli durumlar ya oluşmuyor… Ya da oluşursa söz hakkına sahip oluyoruz… Ve aynı şeyi bir daha yaşamıyoruz…
Sınırlarımızı da kendimiz belirleyelim… Ve bir hata yaptıysak, “biliyorum ama elimde değil değiştiremiyorum” demeyelim… Bu yola değişmek, dönüşmek için girmediysek, neden debelenip duruyoruz? Tüm söylediklerimi Hayata geçirmenizi tavsiye ederim… İnsan çok rahat ediyor…
Pazar, Pazar çok konuştum… sürçi lisan ettiysem affola…
Benim oğlum liseyi bırakmaya kadar gitmişti. Gerçi fazla baskı yapmıyordum,hani ille oku,başarılı ol diyen annelerden olmadım hiç bir zaman.
Sadece bana verdiği sözleri tutmasını ve söylediklerini yapmasını istedim. Mesela, okuldan geldi,canı o gün ders çalışmak istemiyor,ok derdim, belli saate kadar eğlen,ama sonra ödevlerini yap. Sınıfını geç,liseyi bitir yeter.
Maalesef oğlum bir bilgisayar oyununun kölesi oldu o dönem. Fazla serbestlikte iyi olmuyor işte, arkadaşıma gidiyorum dediğinde inandım,onu rahatsız etmemek,utandırmamak için arayıp kontrol etmedim. Meğer kaçıp internet cafeye gidiyormuş.
Neyse,o dönem çok ama çok üzüldük hep birlikte. Ben 2 kez kalp krizi geçirdim hatta. Üniversiteyi kazandıktan sonra aramız düzeldi ancak. Şimdi iyiyiz şükür. Bunda kızım kadar sevdiğim kız arkadaşının da çok etkisi var.
Hayalcim aynı senin anlattığın gibi bir anneydim. odasına asla izinsiz girmedim. Onurunu kırmadım. Arkadaşlarının yanında asla küçük düşürmedim. Hep karşımda başka bir "ben" varmışım gibi davranmaya çalıştım. Ama bunları yine de yaşadım.
Belki babasız büyümenin etkileriydi bilmiyorum ki. Psikologa da götürdüm o zaman, istemiyorum diye ağladı,evden kaçtı,vazgeçtik. Zaten psikologda bana öneriyor şapşi, çocuğunuza bilgisayarı günde 2 saat izin verin diye. Ne farkediyor ki,çocuk internet cafeye gidiyor bu sefer. Para vermesen bir türlü,bir yerlerden buluyor,daha korkutucu bir durum.
Demem o ki, siz siz olun, çocuğunuza erken yaşta bilgisayar almayın derim:)
bir hatam şu olabilir,babasız olduğu için, ne isterse almaya çalıştım oğluma. Bu yüzden küçük şeylerden mutlu olmayı bilemedi hiç. Şimdi birden yokluğa düştü ve depresyonda sürekli. Benim hatam burda oldu.
hayalayaz
20-02-2011, 14:46
Benim oğlum liseyi bırakmaya kadar gitmişti. Gerçi fazla baskı yapmıyordum,hani ille oku,başarılı ol diyen annelerden olmadım hiç bir zaman.
Sadece bana verdiği sözleri tutmasını ve söylediklerini yapmasını istedim. Mesela, okuldan geldi,canı o gün ders çalışmak istemiyor,ok derdim, belli saate kadar eğlen,ama sonra ödevlerini yap. Sınıfını geç,liseyi bitir yeter.
Maalesef oğlum bir bilgisayar oyununun kölesi oldu o dönem. Fazla serbestlikte iyi olmuyor işte, arkadaşıma gidiyorum dediğinde inandım,onu rahatsız etmemek,utandırmamak için arayıp kontrol etmedim. Meğer kaçıp internet cafeye gidiyormuş.
Neyse,o dönem çok ama çok üzüldük hep birlikte. Ben 2 kez kalp krizi geçirdim hatta. Üniversiteyi kazandıktan sonra aramız düzeldi ancak. Şimdi iyiyiz şükür. Bunda kızım kadar sevdiğim kız arkadaşının da çok etkisi var.
Hayalcim aynı senin anlattığın gibi bir anneydim. odasına asla izinsiz girmedim. Onurunu kırmadım. Arkadaşlarının yanında asla küçük düşürmedim. Hep karşımda başka bir "ben" varmışım gibi davranmaya çalıştım. Ama bunları yine de yaşadım.
Belki babasız büyümenin etkileriydi bilmiyorum ki. Psikologa da götürdüm o zaman, istemiyorum diye ağladı,evden kaçtı,vazgeçtik. Zaten psikologda bana öneriyor şapşi, çocuğunuza bilgisayarı günde 2 saat izin verin diye. Ne farkediyor ki,çocuk internet cafeye gidiyor bu sefer. Para vermesen bir türlü,bir yerlerden buluyor,daha korkutucu bir durum.
Demem o ki, siz siz olun, çocuğunuza erken yaşta bilgisayar almayın derim:)
bir hatam şu olabilir,babasız olduğu için, ne isterse almaya çalıştım oğluma. Bu yüzden küçük şeylerden mutlu olmayı bilemedi hiç. Şimdi birden yokluğa düştü ve depresyonda sürekli. Benim hatam burda oldu.
arkadaşıma gidiyorum dediğinde inandım,onu rahatsız etmemek,utandırmamak için arayıp kontrol etmedim.
canım benim ben kontrol etmediğimi söylemedim ki... hatta imza toplayıp bilgisayar oyunu oynatan yerleri kapattırmaya kadar götürdüm işi... babasız çocuk yetiştiriyoruz, bu öyle büyük bir baskı ki... anlatılmaz yaşanır... adamlar gerekli ilgiyi göstermezler, ama çocuğun saçının teline zarar gelse senden benden bilirler...bu korkuyu iliğime kemiğime kadar hissettim ve yaşadım ben aynı senin gibi.... zaten can'ın üzerindeki baskıyıda bu yüzden kuruyordum... ne zaman kızım sen delimisin... bu çocuğu toparlamak için kendini parçalıyorsun... kimin sana ne söylemeye hakkı var dedim... ondan sonra can'da rahata erdi ben'de... ama yinede kontrol ediyordum..gittiği yere gerçekten gitmesi gerektiğini, eğer yolda vazgeçerse bana bildirmesi gerektiğini anlatıp bu sistemi yerine oturtuncaya kadar kontrol ettim... 13-14 yaşındaki bir çocuğa otokontrol öğretilirken kontrol etmeden olurmu... ama kontrol ederken dengede hareket etmeye çalıştım... o zamanlar bende gençtim ne kadar dengeliydim? bana olağanüstüymüşüm gibi geliyor ama kimbilir kaç kere baltayı taşa vurdum... ben şimdi dışarıdan izleme olanağım olduğu için... yaptıklarıma da yapmadıklarıma da daha objektif gözle bakabiliyorum..
Neyse,o dönem çok ama çok üzüldük hep birlikte. Ben 2 kez kalp krizi geçirdim hatta.
hiçbir zaman bir başkasını kalp krizi geçirecek kadar kendi önüme geçirmedim... çünkü ben şunu çok iyi biliyorum... bir anne varsa çocuğuda var... anne gittiyse çocuğunda haline köpekler gülüyor... bu yüzden hep sağlığımı korumaya çalıştım... sen eğer çocuğunu gerçekten çok seviyorsan...iki kalp krizi ve bir safra kesesi ameliyatından bunu derhal hayata geçirsen çok iyi olur... sen varsan çocuğun var, sen yoksan oda çok zor var olur...
senin de bundan sonra daha dengeli bir ilişki kuracağından eminim.. çünkü bırak eski geçmişi, geçen yıldan beri bile hem sende hem senin çocuğunda çok şey fark etti... bizim yapacağımız tek şey...acilen yeni kararlar alıp bu kararların arkasında durmak...sevgiler
yaşı 18-17 idi Güvenin,lise 2 de başladı bu dertler. O yaşta çocuğu takip etmek öyle zor ki.
Tabii onu suçlamıyorum hastalıklarımla ilgili,asıl sorumlu benim. Maddi sorunlar vs öyle çok şey üstüste geldi ki.
Artık ilişkimiz iyi oğlumla şükür,hatta o da o zamanlar çok yanlış yaptığını kendi söylüyor artık. Anne-babalık böyle bişi işte.
Benim sağlık sorunlarımın temeli benim,bunu kabul ediyorum,buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum. ben değerliyim ve bunu hakediyorum:)
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2006-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.