Su_
17-03-2009, 20:33
“An”da kalmak
Bir türlü dilimizden düşürmediğimiz ve savunduğumuz “an”da kalmak hiçte o kadar kolay bir durum değildir aslında.
Geçmişe ve geleceğe ait düşüncelerin gri hücrelerimizden ışık
hızı ile hareket etmesi ve bizlerin de “çobanını takip eden kuzu” gibi bu düşüncelerin peşinden sürüklenmesi “an”da kalma şartlarımızı iyice zorluyor.
Bazen düşüncelerimiz bizi bir noktaya sabitlerken, bazen rüzgâr tarafından savrulurcasına dağıtıyor.
Her iki durumda şimdi’de kalmamızı zorlaştırıyor.
Anın sürekli aktığını, halden hale girdiğini anladığımızda, sabitlenmenin bizi geçmişte tuttuğunu ve o an içinde bulunduğumuz durumu algılamamızı engellediğini fark ederiz.
Rüzgârda savrulmanın ise, başkalarının ne düşündüğü üzerinde fikir yürütmek olduğunu ve başkalarının elbiselerine bürünmek, özümüzden uzaklaşmak olduğunu anlarız.
Tüm bunlar bizi kendi “an”ımızı ve bilincimizin değerlerini anlayabilme fırsatından uzaklaştırır.
Her ikisi de, bizi içinde bulunduğumuz şimdiden koparır dolayısı ile evrenle olan bağımız da kopar.
Yeni fikirler, yaratıcılık ve ifadenin gücü “an”da gizlidir. Aslında gizlidir demek pek doğru olmuyor, apaçık ortadadır ama biz onu görmekten yoksun olabiliyoruz.
Yaratıcılığımızı maddesel boyuta dönüştürebilmemiz için öncelikle ona ulaşmalı, yani “an”ı yakalamalıyız.
“An”ı yakalamak için egzersiz yapmak gerekir. Bu egzersizlerin yoğunluğu ise zamanla
artırılmalıdır (gerçekten yoğunluğu kastediyorum, süreyi değil).
Kendimden örnek vereyim
Meditasyon “an”da kalabilmek için kullanılabilecek en iyi araçlardan biridir. Meditasyonu
ilk öğrenmeye başladığımda, hocam bana tek bir odak vermişti. Bu odağı kullanarak
duyularımı dışarıya kapamayı öğrenmem gerekiyordu. Başlangıçta pek kolay olmasa,
zaman içerisinde pek de zorlanmadan odaklanmayı başarıyordum. Anda kalmak denen
kavramı yaşadığımı sanıyordum. Zaman içerisinde, bu çalışmalar sayesinde duyularımın
geliştiğini, zihnimin ise daha kurnaz ve kıvrak olmaya başladığını fark ettim. Zaman
içerisinde tek odak yetmemeye başladı. Meditasyonda her zamanki çalışmamı yapmama
rağmen, aynı zamanda düşünebiliyor, duyabiliyor, kokuları alabiliyor, hatta görebiliyordum
(vizyon). Eskiden boşluk olarak adlandırdığım hal, artık boşluk değildi.
Algılarım hassaslaşmıştı. Hocamla gidip konuştuğumda artık ikinci bir odak daha kullanmam gerektiğini söyledi. 2ki odaklı çalışma, çok zor olmaz diye düşündüm ama kavramam zaman aldı.
Tekrar boşluğun içinde yüzmeye başladım. Bu boşluklarda
yüzmek benim için sanırım “an”da olmaktı (“sanırım” diyorum, çünkü kelimelerin ifade ve içerikleri de benimle yaşamışlıklarım ile birlikte gelişiyor) 2ki odaklı meditasyonu başarmaya başladığımı fark ettiğim an, tekrar algı düzeyimin
arttığını ve boşlukta olmadığı anladım.
Su an besinci odağı da kullanarak meditasyon yapmaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğum ise göreceli ve tartışmaya açık. Bazen başarılı olsam da, zaman, zaman “an”dan
kolaylıkla kopabiliyorum. Okuduğum bir yazı, ya da duyduğum bir söz, bir film v.s. tekrar "an"a dönmem gerektiğini hatırlatıyor.
Bu çalışmalardan anladığım “an”ın, algı ve farkındalık arttıkça daha küçük ama yoğun
birimlerden oluştuğu, kendimize ait “an”ın ise bu çalışmalarla tüm çapaklarından, çer ve
çöpünden temizlendiğidir. Aynı zamanda arındırılmış bir “an”a, kalitesiz “şimdi”den çok
daha fazla şey sığdırabildiğimizi fark ettim.
Egzersizler sayesinde zihin süzgecimizi, arınmamış düşünceleri, geçmişi, geleceği yakalamaya programlarız.
Bu güvenlik duvarını asan ve bize ulaşanlar ise kaliteli, ise
yarar ve en önemlisi “an”a ait olurlar.
An’ı yakalamak sadece meditasyonla olmak zorunda değildir. Çok severek yaptığınız işleri
yada zevkle geçirdiğiniz zamanları düşünün. Bu ister yemek yapmak olsun, ister müzik dinlemek, çocukları seyretmek…. Hepimiz için farklı zamanlarda, farklı şeyler olabilir bunlar.
Bunlar mutluluk anlarıdır. Fakat yine de meditasyon kendimizi bilerek ve isteyerek an’a bağlama çalışmalarının en iyilerinden biridir… Diğer saydıklarımız ise daha çok üzerinde çalışılmadan ortaya çıkan hallerdir.
Bu gibi durumlarda zamanın süresini tanımlamamız çoğunlukla zordur, aynı “an” için hem çok kısa, hem de çok uzun ifadesini kullanabiliriz.
Bu tür “an”ların kalitelerini artırdığımızda, günlük hayatımızda daha kolay “an” ile bağlantı halinde olabiliriz.
Çekim yasası çalışmalarınızı yapmadan önce meditasyon yapmanız son derece etkili olacaktır.
Bağlantıların en güçlü olduğu anlarda özgüveniniz tam olur, ne istediğinizi/neye sahip olduğunuzu çok iyi bilirsiniz.
Hal böyle olunca, isteklerinizi dile getirirken iç sesiniz
titremez, çünkü bağlantınıza, onun yetkinliğine güvenirsiniz. Sahip olduğunuzu iliklerinize kadar hissedersiniz.
An’da kalmanız dileği ile
Yurdahal
ALINTI
Bir türlü dilimizden düşürmediğimiz ve savunduğumuz “an”da kalmak hiçte o kadar kolay bir durum değildir aslında.
Geçmişe ve geleceğe ait düşüncelerin gri hücrelerimizden ışık
hızı ile hareket etmesi ve bizlerin de “çobanını takip eden kuzu” gibi bu düşüncelerin peşinden sürüklenmesi “an”da kalma şartlarımızı iyice zorluyor.
Bazen düşüncelerimiz bizi bir noktaya sabitlerken, bazen rüzgâr tarafından savrulurcasına dağıtıyor.
Her iki durumda şimdi’de kalmamızı zorlaştırıyor.
Anın sürekli aktığını, halden hale girdiğini anladığımızda, sabitlenmenin bizi geçmişte tuttuğunu ve o an içinde bulunduğumuz durumu algılamamızı engellediğini fark ederiz.
Rüzgârda savrulmanın ise, başkalarının ne düşündüğü üzerinde fikir yürütmek olduğunu ve başkalarının elbiselerine bürünmek, özümüzden uzaklaşmak olduğunu anlarız.
Tüm bunlar bizi kendi “an”ımızı ve bilincimizin değerlerini anlayabilme fırsatından uzaklaştırır.
Her ikisi de, bizi içinde bulunduğumuz şimdiden koparır dolayısı ile evrenle olan bağımız da kopar.
Yeni fikirler, yaratıcılık ve ifadenin gücü “an”da gizlidir. Aslında gizlidir demek pek doğru olmuyor, apaçık ortadadır ama biz onu görmekten yoksun olabiliyoruz.
Yaratıcılığımızı maddesel boyuta dönüştürebilmemiz için öncelikle ona ulaşmalı, yani “an”ı yakalamalıyız.
“An”ı yakalamak için egzersiz yapmak gerekir. Bu egzersizlerin yoğunluğu ise zamanla
artırılmalıdır (gerçekten yoğunluğu kastediyorum, süreyi değil).
Kendimden örnek vereyim
Meditasyon “an”da kalabilmek için kullanılabilecek en iyi araçlardan biridir. Meditasyonu
ilk öğrenmeye başladığımda, hocam bana tek bir odak vermişti. Bu odağı kullanarak
duyularımı dışarıya kapamayı öğrenmem gerekiyordu. Başlangıçta pek kolay olmasa,
zaman içerisinde pek de zorlanmadan odaklanmayı başarıyordum. Anda kalmak denen
kavramı yaşadığımı sanıyordum. Zaman içerisinde, bu çalışmalar sayesinde duyularımın
geliştiğini, zihnimin ise daha kurnaz ve kıvrak olmaya başladığını fark ettim. Zaman
içerisinde tek odak yetmemeye başladı. Meditasyonda her zamanki çalışmamı yapmama
rağmen, aynı zamanda düşünebiliyor, duyabiliyor, kokuları alabiliyor, hatta görebiliyordum
(vizyon). Eskiden boşluk olarak adlandırdığım hal, artık boşluk değildi.
Algılarım hassaslaşmıştı. Hocamla gidip konuştuğumda artık ikinci bir odak daha kullanmam gerektiğini söyledi. 2ki odaklı çalışma, çok zor olmaz diye düşündüm ama kavramam zaman aldı.
Tekrar boşluğun içinde yüzmeye başladım. Bu boşluklarda
yüzmek benim için sanırım “an”da olmaktı (“sanırım” diyorum, çünkü kelimelerin ifade ve içerikleri de benimle yaşamışlıklarım ile birlikte gelişiyor) 2ki odaklı meditasyonu başarmaya başladığımı fark ettiğim an, tekrar algı düzeyimin
arttığını ve boşlukta olmadığı anladım.
Su an besinci odağı da kullanarak meditasyon yapmaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğum ise göreceli ve tartışmaya açık. Bazen başarılı olsam da, zaman, zaman “an”dan
kolaylıkla kopabiliyorum. Okuduğum bir yazı, ya da duyduğum bir söz, bir film v.s. tekrar "an"a dönmem gerektiğini hatırlatıyor.
Bu çalışmalardan anladığım “an”ın, algı ve farkındalık arttıkça daha küçük ama yoğun
birimlerden oluştuğu, kendimize ait “an”ın ise bu çalışmalarla tüm çapaklarından, çer ve
çöpünden temizlendiğidir. Aynı zamanda arındırılmış bir “an”a, kalitesiz “şimdi”den çok
daha fazla şey sığdırabildiğimizi fark ettim.
Egzersizler sayesinde zihin süzgecimizi, arınmamış düşünceleri, geçmişi, geleceği yakalamaya programlarız.
Bu güvenlik duvarını asan ve bize ulaşanlar ise kaliteli, ise
yarar ve en önemlisi “an”a ait olurlar.
An’ı yakalamak sadece meditasyonla olmak zorunda değildir. Çok severek yaptığınız işleri
yada zevkle geçirdiğiniz zamanları düşünün. Bu ister yemek yapmak olsun, ister müzik dinlemek, çocukları seyretmek…. Hepimiz için farklı zamanlarda, farklı şeyler olabilir bunlar.
Bunlar mutluluk anlarıdır. Fakat yine de meditasyon kendimizi bilerek ve isteyerek an’a bağlama çalışmalarının en iyilerinden biridir… Diğer saydıklarımız ise daha çok üzerinde çalışılmadan ortaya çıkan hallerdir.
Bu gibi durumlarda zamanın süresini tanımlamamız çoğunlukla zordur, aynı “an” için hem çok kısa, hem de çok uzun ifadesini kullanabiliriz.
Bu tür “an”ların kalitelerini artırdığımızda, günlük hayatımızda daha kolay “an” ile bağlantı halinde olabiliriz.
Çekim yasası çalışmalarınızı yapmadan önce meditasyon yapmanız son derece etkili olacaktır.
Bağlantıların en güçlü olduğu anlarda özgüveniniz tam olur, ne istediğinizi/neye sahip olduğunuzu çok iyi bilirsiniz.
Hal böyle olunca, isteklerinizi dile getirirken iç sesiniz
titremez, çünkü bağlantınıza, onun yetkinliğine güvenirsiniz. Sahip olduğunuzu iliklerinize kadar hissedersiniz.
An’da kalmanız dileği ile
Yurdahal
ALINTI