PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : negatif duygularla ilgili farklı bir bakış açısı


psikanalist
11-08-2010, 22:19
Ruh Kanseri




Nazan Arda gecen hafta 55 yasinda oldu. Göğüs kanseriydi. Ameliyat için gittigi Amerika’da bir göğsü alınmıstı.Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı. Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.


"Ayıcık", kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı.


Nazan Arda, oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.


Karacaahmet’e gömülürken ayıcığını da yanında toprağa verdiler. Burada Nazan Arda’yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika’ya ameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı…


Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandıgı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş. İlan
şöyle :



*"Şu anda Tanrı’ya teslim etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çok hırpaladım. Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı. Bilmem o çok uğraş verdiğim ‘özel biri’ olabildim mi? Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (…) beni uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum."*


İlanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var: Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklarından, belki de ilk ve son kez bir "rahatsızlık" rica edip cenazesine çağırıyordu.


Törene kaç kişi gitti bilmiyorum; ama ilani verenin, "boşandığı eşi" olması, o çok uğraş verdigi "özel biri" olup olamadıgı sorusunu yanıtlıyordu.


Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıstı. Son yolculugunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı. Arda’nın fizyolojik hastalığına oldugu kadar psikolojik rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor :


Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak, nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor :


*"Sürekli pozitif olacağım" diye eleştirel öğeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor.


Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.*


Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu: Bütün varoluşunu "Beni beğenecekler mi ?" "Beni seviyor mu ?" "Rahatsız eder miyim ?" kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran. Bir küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar pahasına kurduğun o "mükemmel kale" yi yerle bir edebilir. Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini…


Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev. Eleştir ki onun için "özel biri" olabilesin.


Kendini, kendine beğendir herkesten önce….


Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.


Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski’ nin dediği gibi ,


"İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır."


"Can Dündar"

incitanesi
12-08-2010, 09:44
Emeğine sağlık canım güzel bir paylaşımdı:)

Benim fikrime göre;
Pozitif olmak; negatif duyguları dışlamak değil de onlara fazla odaklanmamak bence.. Kimi insan pozitif olmayı biraz karıştırıyor sanki:) sadece başkasının gözünde hoş görünebilmek, başkaları tarafından sevilmeye çalışmak ya da sadece başkalarını mutlu etme çabası pozitif olmanın zararları değil, kendine güvensizlik ve değersizlik duygularının yoğun olmasıdır..

hayalayaz
12-08-2010, 12:05
arkadaşlar belki yeri burası değil ama, söz negatif tutumdan düşünceden açıldığında hepimizin yumuşak karnı devreye giriyor... negatif düşüncelerini, eylemlerini tamamen pozitife dönüştürmüş insanlar var..onlar en kıymetli öğretmenlerimiz...ama kendimize bakıp aynısını yapamadığımızda, durup bir düşünmemiz lazım... maalesef çoğunlukta olan öğretmenlerimiz yumuşak hareket tarzını seçmemiş olanlar.. daha çok karşımıza çıkıyor..böyle bir durum yaşadığımızda, benimde sizlere naçizane tavsiyelerim var..


negatif ve pozitif kan dolaşımı gibidir, bedenimiz eğer dengeli olursa hem pis kanımızı hem de temiz kanımızı tolore eder...kan akışı dengede olduğunda bedenimiz hasta olmaz.. tam bilmiyorum ama bedenimizde akan pis kan belkide bağışıklık sistemimizin stabil olmasını sağlıyordur...

özellikle biz kişisel gelişimciler biliriz... bazı insanlar vardır, üç beş kitap okurlar, karşımıza çıkarlar sen bende bu olumsuzluğu görüyorsan beni aynalıyorsun, ben bu özelliği sergilemiyorum!!!!! sen bende kendi olumsuzluğunu görüyorsun !!!!!

böyle zamanlarda dilimiz tutulur ve ne söyleyeceğimizi şaşırırız, bunca çalışmadan sonra hala olumsuzlukları barındırdığımız için utanır kendimizi suçlu hissederiz.. arınma girdabında debelenip dururuz...

kendimize, ve eğer canımız cevap vermek istiyorsa o insana vereceğimiz cevap şu... ben tüm bu potansiyellerimi tamamen yok edecek kadar salak değilim... benim negatif ve pozitif potansiyellerim aynı kan dolaşımı gibi bende olmalı, olmalı ki ben senin gibilerden sürekli tokat yemek zorunda kalmıyayım...

negatif potansiyellerimi yaşamda sergilemiyorsam, sürekli negatif üreterek, önce kendime sonrada başkalarına zarar vermiyorsam, ve negatif potansiyellerim senin gibi insanları sezme yeteneğimi güçlendiriyorsa, bana uyarı sinyalleri veriyorsa ben onlardan memnunum.. negatifim ve positifim daima dengededir...

geçtiğimiz yıllarda bir NLP uzmanı ile affetme çalışması yaptık... bu kişi kendi dalında önemli bir uzman.. gözlerimizi kapattık kişiyi affettik..yeşilli, pembeli ışıklarla dolduk... affetmek istediğimiz insana yansıttık... bazımızda sevgi duyguları, bazımızda anlayış uyandı... tam kendimizi harika hissedeceğimiz anda NLP uzmanının en son söylediği cümle hepimizi irite etti...

AFFET FAKAT SANA NE YAPTIĞINI UNUTMA,

hadeee al başını git kadıya, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...

gözlerimizi açtık hepimizin gözlerinde aynı soru..unutmayacaktık ta neden affetik...

söylemek istediğimizi söylemeden anladı..kimbilir kaç kişi bu soruyla açtı gözlerini..

dediki, unutmayacaksınız, eğer unutursanız, karşınıza aynı özeliklerle çıkan başka bir insan/lar çıktığında tanıyamazsınız, kendinizi savunamazsınız, biz kişisel gelişimcilerin düştükleri en büyük tuzak bu... yargılamak, aynalamak, vs ile kendimizi suçladığımızda/suçlandığımızda ne diyeceğimizi/ ne yapacağımızı şaşırıyor, böyle bir düşünce, duygu, ürettiğimiz için kendimizi suçlamaya başlıyoruz..
böyle durumlarda yapacağınız bir çok şeyden biri... siz arınma yolunda olduğunuzu, hayatınız boyunca arınmak durumunda oduğunuzu unutmayacaksınız..

yapmanız gereken, suçlandığınızda kendi içinize dönüp çok samimi bir şekilde tespit yapmak..gerçekten eskiden size yaptığı şeylerden dolayı kin/öfke/yargılama vs ile hareket ediyorsanız bunu kendinize itiraf etmek... eğer tüm bunları eski öfkeyi, kini veya benzer duyguları hisetmeden, sadece daha önce size yaşattıklarından dolayı, tekrar yaşamamak için yapıyorsanız bu sizin en doğal hakkınızdır.. bu noktada tecrübeleriniz sizi uyarıyor..

affettiğiniz kişiyi veya benzerlerini hayatınıza almak zorunda değilsiniz..siz affettiğiniz zaman önce kendinize sonrada o kişiye zaten büyük iyilik ediyorsunuz, affettiğinizde kin ve öfke düşünceleri/duyguları üreterek kendinizi ve onu zehirlemekten vazgeçiyorsunuz..

tekrar ediyorum siz bir insansınız, aydınlanma yolundasınız, affettiğinizde kendinizi bir ermiş gibi görerek ego yapmayın... siz sadece kendinizi zehirlemekten kurtuldunuz...

bağ keserek o insandan ayrılıyorsunuz... ama o insan için siz bir çekim odağısınız, siz bağ kesiyorsunuz, karşınızdaki insan siz onun çekim odağında ve pozitif enerji yüklenmiş olduğunuz için sürekli bağ üretiyor..

hayatınızdaki bütün kişilerin aynı şeyi yaptığını düşünün... siz bütün gün..aynı kişilerin size attığı bağları kesmek zorunda kalırsınız... bağ kesin affedin arının, ama o insan bir şekilde sizin hayatınıza girmeye çalıştığında, sizin onun odağında olduğunuzun farkında olun...

bu noktada sizin seçiminiz devreye giriyor.. eğer o insanı hayatınıza alıp ona pozitif yansıtarak değiştirme gibi bir düşünceniz varsa, sizin affetme çalışmanız çöpe gitmiştir.. affetmek yerine hayatınızdaki kişileri dönüştürme gücünüz olduğuna inanarak ego geliştirmişsinizdir...

kendi duygularınızın ve düşüncelerinizin farkında olun...

değişmek kişinin kendi sorumluluğundadır... siz zaten daha önce ona hayatınızda yer vererek bu sorumluluğunu yerine getirmesi için yaptığınız anlaşmaya sadık kaldınız, anlaşmalar iki vaya daha fazla kişi tarafından yapılır..
anlaşmanın muhatabı olan herkes anlaşmaya sadık kaldıysa bu en güzel durumdur, ama sadece siz anlaşmaya sadık kalıyorsanız kaşınızdaki kişi/ler anlaşmayı sakatlıyorsa, burada yapacağınız şey bir veya iki kez tatlı dille kendi seçiminizi bildirerek, uyarmak, eğer dinlemek istemiyorsa, onu bırakıp başka öğretileri almak için yolunuza devam etmek..

anlaşmayı yarım bıraktığınız için üzülmeyin... o noktada üzülerek değil sevinerek büyümeyi seçtiğinizi deklare edin.. aynı öğretiyi daha olumlu bir şekilde yaşayacaksınız, dayakçı öğretmen/lerden kurtulacaksınız... bu güne kadar dayak yiyerek olumlu bir yön geliştirmiş kimseyi tanımadım...

yapmanız gereken birşey daha var.. onların hayatınızın her alanında karşınıza çıkacağını kabul etmek.. yaptıkları ve size yapacaklarını düşünerek korkmamak, onları yargılamamak, suçlamamak.. yani şu an kurduğunuz odaktan dışarı çıkmamak... affederek etrafınızda oluşturduğunuz koruma kalkanını bu insanlara deldirmemek...

hani enerji vampirleri var deriz ya... işte bu insanlar enerji vampiri... önce size yapmacık sevgi göstererek enerji alırlar... sonrada onların istediği gibi davranmazsanız sizi suçlayarak, yargılayarak enerjinizi emmeye çalışırlar... affedin ama enerji vermeyin..

söyledikleri kafamızı karıştırdı.. okey affettik ama unutmadık tecrübe hanemize yazdık... eee... ama unutmadığımız için o insan aklımızdan çıkmıyor..

işin püf noktası burada..affettikten sonra o kişiyi kin ve öfke duyguları ile anmıyorsak... o ve benzerleri karşımıza tekrar çıkıncaya kadar olumsuz duyguya odaklanarak yaşamıyorsak... affetmişizdir...

o insan bize attığı bağdan dolayı karşımıza çıkmıştır, bu kişiden bizim değil..yaptıklarından dolayı onun öğreneceği bir ders vardır.. zaten hayatınıza bir dönün bakın...önce çok iyi olarak karşınıza çıkarlar sonrada beklentisine cevap vermiyorsanız, sizi suçlamaya başlarlar..karşımıza çıktıklarında alarm çanları çalıyor

fakat korku hissetmiyorsak, bilinki sezgileriniz uyarıyor..zarar göreceksiniz...

yaptığımız çalışmalarla sezgilerimiz gelişiyor.. bizim en büyük hatamız sezgilerimizi kaale almamaktır...sezgilerimizin güçlü olduğuna inanmamız için illa çok kötü bir olayı olmadan önce elle tutulur gözle görülür şekilde bilmemiz gerekir veya loto sayılarını tutturup kolayca para kazanmamız gerekir..yoksa sezgilerimizi kaale almayız... içimizde çok azımız sezgilerine dengeli bir şekilde kulak verir...

sezgilerimiz sürekli hareket halinde, enerjiyi bize elle tutulur gözle görülür şekilde haber veriyor... çok iyi bir insanın yanında huzur buluruz..bizi irite edenin yanında sıkıntı hissederiz.. bu duyguları bedenimizin herhangi bir yerinde elle tutulur gözle görülür şekilde hissederiz...

ama kişisel gelişim yolunda olduğumuz ve çooook geliştiğimize inanmak istediğimiz ve kötü bir duyguyu kendimize yakıştıramadığımız için kabul etmek istemeyiz... EGO DEVREDE...

boşverin egoyu, biz peygamber olmadık..böyle bir iddiamız yok.. yok edemediğimiz her özelliğimizin farkında olmak bunu kabul edebilmek bile aydınlanma yolunda bir adım daha ileriye gittiğimizin işaretidir..kimseye öteki yanağımızı uzatmak zorunda değiliz...

affetme çalışması yapmamıza ve affettiğimize inanmamıza rağmen eğer hala affedemediğimizi görüyorsak.. kendimizi suçladığımız için o insanı hayatımıza almak zorunda değiliz...

yapmamız gereken tek şey farkında olduğumuz potasiyellerle kendimizi hazır hissettiğimiz noktada çalışmaktır...

sadece hala affedemediğimizi, belkide bu konuda hayatımız boyunca başarısız olacağımızı kabule geçmek bile bizi bir basamak yukarı taşır... olayın göbeğindeyken. kendimize ve yaşadığımıza objektif bakış açısı geliştiremediğimiz için, bir kaç gün olayı düşünmeden yaşayın... sonra dönüp bu olayın sizin üzerindeki etkilerine bakın..ormanın dışına çıkmak için kendinize fırsat verin..

kişisel gelişim yolunda ilerlemek istiyorsanız,,,

başkalarından önce kendinize değer verin...

kendinizi sevin....

kendiniz hakkında olumsuz düşünce üretmeyin...

sezgilerinizin farkında olun, yaptığınız tesbitlerde açık yürekli olun..kendinize, düşüncelerinize, duygularınıza maske takmadığınızdan emin olun...

AMA, FAKAT, ÇÜNKÜ SÖZLERİNİ HAYATINIZDAN ÇIKARIN...

işte böyle.... bu seminerden sonra öğrendiğim her şeye başka bakış açıları geliştirdim.. ve pozitif düşünceye daha kolay adapte olabildim... herhangi bir suçlamayla karşı karşıya kaldığımda veya kendimi suçladığımda, önce kendime bakıyorum..bu duyguyu, düşünceyi neden ürettiğime bakıyorum...

herşeyden önce bildiklerimin beni peygamber/ermiş yapmadını, benim hala insan olduğumu kabul ediyorum.. öğrendiğim her bilginin kişisel gelişim yolunda ilerlemem için farkındalığımı geliştiren araçlar olduğunu, olabileceğimin en iyisi olmakla yükümlü olduğumun bilincinde olarak hareket ediyorum..

başkalarının beni görmek istediği noktada olmaya çalışırsam, anne ve babamın veya toplumun bana empoze ettiği mükemmelik yarışında kaldığımı idrak ediyorum..

ben kendi adıma negatif potansiyellerimiz sadece bize zarar verdiği ve biz bunların farkında olarak dönüştürme çabasında olduğumuz sürece bize saygı gösteriyorum... farkında olmayı reddettiğimizde, kabul göstermediğimizde, tavrımızı değiştirmediğimizde, okuduğumuz, öğrendiğimiz her şeyi başkalarına empoze edip kendimiz uygulamış gibi hareket ederek, aynı kaldığımızda maalesef bizleri anlayamıyorum... ve bizleri herşeyimizle henüz kabul edemiyorum.. öteki yanağımı çeviremiyorum..

öğrendiklerim ve hayatıma geçirdiklerim, hayatıma geçiremediklerimle birlikte kendimi seviyorum beğeniyorum ve kabul ediyorum.. kişisel gelişim yolumda kendimi zorlamadan, direnç oluşturmadan neşeyle ilerlemeyi seçiyorum..

aynısını sizlerede tavsiye ediyorum.. içinizdeki negatif potansiyeller başkasına zarar vermediği ve karma yaratmadığı sürece, kendinizi ezmeyin, bunlar iyileştirilmek üzere hayatınıza girecektir..kabulde olun..kendinizde direnç yaratmayın, kendinizi zorlamayın...

hepinize saygılı sevgiler,

psikanalist
12-08-2010, 12:26
bu yazı 3-5 kişisel gelişim kitabına eş değer bi yazıydı..bakış açım o kadar değişti ve heyecanlandım ki akşam bikaç kere daha okucam..ne desem bilemedim, sağ ol hayal abla

ceycat
13-08-2010, 11:17
Mükemmel bir yazıydı... Gerçekten de kitaplarda bulamadığımız türden... Çok teşekkürler Hayal abla... :butterfilles:008

Aprilrose
13-08-2010, 11:43
Psikam canım çok güzel, daha önce okumuştum, ama tekrar okuyup hatırlamak iyi geldi.

"İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır."

Hatırlattığın ve paylaştığın için teşekkürler canım.

Aprilrose
13-08-2010, 11:46
Hayal Ablacığım, senin yazını da bastırıp yanıma alıyorum, işlerim çok kendimi veremedim, evde sakin sakin okuyacağım. Çok teşekkürler, hayat dersiydi yine.... :butterfilles

incitanesi
13-08-2010, 11:46
Hayal abla çok teşekkürler..

Gülçin Şen
13-08-2010, 14:06
Yine muhtşem bir anlatım va Hayal abla farkıyla bakış açısı işte...Taaa nerelere gittim yazıyı okurken.Sağol varol abla arşivlenesi bir metin olmuş...

filiz
13-08-2010, 14:53
sevgili psıka paylasımın için tesekkurler. Hayal ablacım yazın süper. hemen kopyaladım.
Artık kitap yazmaya baslasan hiç fena olmaz :mx

Minel
13-08-2010, 23:06
sevgili hocam bu günüme cuk diye oturdu yazınız; öyle çok sorum varki dizinizin dibine gelip hepsini konuşmak isterdim bu ütopyayı geçerek en öz sorumu yöneltmek istiyorum

bu noktada sizin seçiminiz devreye giriyor.. eğer o insanı hayatınıza alıp ona pozitif yansıtarak değiştirme gibi bir düşünceniz varsa, sizin affetme çalışmanız çöpe gitmiştir.. affetmek yerine hayatınızdaki kişileri dönüştürme gücünüz olduğuna inanarak ego geliştirmişsinizdir... h.Ayaz

en büyük yanılgı egoyu beslemek.
peki insanların iyiliğini istemek anlamında onları hayatımızdan çıkarmamakla kendi gelişimimizi baltalamış mı oluruz ?
her mutsuz olduğumuz insanla yolumuzu ayırmak istemeyebiliriz/ istemelimiyiz ?
peygamber olmadığımızı kabul etsekte karşımızdakine sabır göstermek bizi köreltirmi evet köreltiyor diyen içimdeki sesi duydum...

sevgiler