PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gerçeklik ve Hayal Gücü


Aprilrose
21-05-2010, 18:17
İnsanlar, aynı beş duyuyu ve sinir sistemini paylaşmalarına rağmen, dünyayı çok farklı şekillerde görür, işitir ve hissederler.

Yaşadığımız olaylardan kişisel anlamları nasıl çıkarırız? Öncelikle biz, bir bilgisayar klavyesi gibi pasif alıcılar değiliz. Beynimiz geride oturarak, "İşte bir tat veya işte güzel sesler" demez.

Bizler, gerçekliğin aktif kâşifleriyiz. Algılama içeriden dışarıya doğru gerçekleşir. Her beyin benzersizdir ve kendimize ilginç ve önemli şeyleri ararken, beynimizdeki bazı sinir bağlantılarını kuvvetlendirir, bazılarını da zayıflatırız. İlginç bulduğumuz şeyler bizi kendilerine çekerler. Doğa, üzerine yapıştırılmış tanımlarla gelmez. Bu tanımları ona biz yapıştırırız.

Duyu organlarımız, dış dünyayı algılama kanallarımızdır. Aldous Huxley, görme, duyma, hissetme, tat ve koku almayı "algılamanın kapıları" olarak tanımlamıştı.

Bu basit deneyim için kısa bir zamanınızı ayırın.

Etrafınıza bakın. Yakın çevrenizdeki şeyleri görün ve sesleri işitin.

Bundan sonra nasıl hissettiğinize dikkat edin, bedensel duyumlarınızı ve duygularınızı fark edin.

Şimdi kokulara dikkat edin, her koku olabilir: Tahta, yemek veya araba egzosu.

Son olarak da, tam şu anda aldığınız tadın farkına varın.

Burada duyularınızı şimdiki zamanda kullanıyorsunuz.

Şimdi gözlerinizi kapayıp, henüz yaşadığınız bu deneyimi düşünün. Bu, birkaç saniye öncesine ait bir anıdır. Bunu elinizden geldiğince iyi bir şekilde tekrar yaratın.

Şimdi görsel kısmı silerek, zihninizde hiç resim bırakmayın.
Ardından sesleri yok edin.

Daha sonra duygu ve hisleri iptal edin.

Son olarak da kokuları ve tatları silin.

Geride bir şey kaldı mı? Eğer kaldıysa onları da yok edin ve şu ana dönerek gözlerinizi açın.

Bu deneyimleri, duyu organlarınız aracılığıyla yeniden yarattınız. Bunun başka bir yolu yoktur.

Bununla ilgili NLP ön varsayımı şudur: Bütün bilgileri duyularımızla işleriz.

Duyularımız, dışarıdaki bazı şeylere düpedüz daha duyarlıdırlar. Örneğin, gözlerimiz, retinayı uyaran dar bir elekromanyetik yoğunluk bandına tepki verir ve mesaj, analiz edilmek üzere iki yarımkürede bulunan görsel kortekse geçer. Bu süreç, yeni girdinin başka deneyimlerin anılarıyla bağlantısının yapılarak, bazı nörologlar tarafından, "hatırlanan şimdiki zaman" diye adlandırılan algıyı oluşturmasını kapsar. Bu algıyı dünyaya geri yansıtır ve sanki bu gerçekten oradaymış gibi davranırız. Filmin, ekranın parçası olduğunu sanan ve makaradan yansıtıldığını unutan bir sinema izleyicisi gibiyizdir. Kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey ise, orada gerçekten ne olduğunu bilmediğimizdir.

Gelgelelim, bilinç sahibi bir varlık olarak, çevredeki hangi sinyalin önemli olduğu ve tüm sinyallerin arasından hangilerini algılayacağımıza karar verme yeteneğine sahibiz.

Algı kapılarımızı ardına kadar açmayız, böyle yapsaydık bize yönelen uyaran çeşitliliğinden bunalırdık. Bizi aşırı duyu yüklemesinden korumak için kapının eşiğine diktiğimiz nöbetçilerimiz vardır: İnançlarımız, değerlerimiz, ilgi alanlarımız, işlerimiz ve uğraştığımız şeyler.