PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Etkiler ve Tepkiler


Gülçin Şen
07-03-2010, 23:51
Dışarıdan etkiler alırız. Ve onlara uygun tepkiler veririz.

Sevinilecek durumlar oluştuğunda sevinir, üzülecek şeyler olduğunda üzülürüz. Korkutucu şeyler olduğunda korkar, endişe edilecek durumlarda da endişe ederiz.

Normal insan böyledir. Dışarıdan gelen etkiler ve ona verdiğimiz tepkiler uygundur.

Deli dediğimiz kişi ise, dışarıdan gelen etkilere bizim beklediğimiz alışkın olduğumuz standart tepkileri vermeyen kişidir. Sanki dış dünyadan ayrı bir iç dünya geliştirmiştir de, dış dünyadaki şeylere üzülüp sevineceğine, bizim göremediğimiz kendi iç dünyasındaki şeylere sevinir üzülür görünmektedir. Biz bunu pek de iyi bir durum olarak yorumlamayız. Dış dünyanın farkındalığının olmadığını düşünürüz.


Öte yandan ruhsal yolda bize şu anlatılmıştır: Siz dış dünyadan gelen etkileri değiştiremezsiniz, ama buna vereceğiniz tepkileri seçebilirsiniz; özgürlüğünüz buradadır.

Yani burada da önerilen bir bağlamda bir iç/ara dünya yaratmaktır. Sonuçta dışarıdan gelen etki doğrudan/otomatik karşılığını bulmasın, bu ara/iç dünyada tekrar yorumlanarak bizim tercihimizle şekillensin.

Deliler olasılıkla bunu istedikleri zaman başlatıp bitirememektedirler. Yani iç ve dış dünya seçimleri farkındalıklı ve kontrollü değildir. Ruhsal yoldaki birisi ise dış dünyayı olduğu gibi algılamasına rağmen, otomatik tepkiyi vermek yerine kendi tercihini şekillendirebilir. Burada dış dünyadaki duruma karşı bir farkındalık eksikliği yoktur. Bu yüzden hem akıllı olmanın avantajlarını hem de bir bağlamda 'deli' olmanın avantajlarını kullanabilir. Böylece 'akıllı deliler' kavramı doğar.

Nasıl yapar bunu? Veya neden yapar?

Üzücü/acı verici/zor bir durumla karşılaştığında insanın normal zamanlarındakinden daha fazla güce/desteğe/sevgiye/bilgeliğe ihtiyacı olur. Ama normalde vermesi gereken tepki, böyle bir durumla karşılaştığı için 'üzülmek/kendini kötü hissetmek' olması beklenmektedir. Herkes bunun normal olduğunu düşünür. Oysa bunu yapmak daha fazla güce/desteğe/kendini desteklemeye ihtiyaç duyduğu bir anda 'kendini tökezletmekten' başka bir şey değildir. Gücünü saçma bir 'kendini kötü hissetmeye' neden harcasın ki? Bu durumu daha da kötüleştirmekten başka birşeye yaramaz.

İşte bu durumda, dışarıdan bakıldığında anlamsız gözükecek birşey yapar. Kendi iyimser/sevinçli/mizahi bakış açısını korur. Kendisine yönelen dış zorluğu, severek oynadığı bir oyundaki 'meydan okuma' olarak görebilir. Oyunlar, kendi başımıza gereksiz zorluklar yaratıp, bunları yenmeye çalıştığımız kurgulardır. Peki yaşamın zorluklarını neden böyle almayalım?

Kendi 'iyi' ruh halini korumak, gelen dış güçlüğe karşı çok daha iyi bir karşılamadır. Normal gücü 100 ise, ve üzüldüğünde bu 50 ye düşüyorsa, iyi ruh halini desteklediğinde örneğin 200'e çıkmaktadır. Ve tam bu potansiyele ihtiyacı varken, bu zor duruma üzülmek yapılabilecek en anlamsız/saçma şey iken; biz tam tersini düşünür ve yaparız: "Neden zor/üzücü/rahatsız edici bir durumla karşılaştığında üzülmüyor ki bu, deli mi ne?" deriz ...

Tabii bu bir kontrol savaşı değildir (ne başkalarına ne kendine karşı). Bu sadece kendi özerkliğini, şartlar ne olursa olsun kendi tepkini ve seçim yapma hakkını korumaktır.

İşin ilginç yanı şu ki, bize hep söylenen "düşünceleriniz hayatınızı biçimlendirir" kavramının en kolay hayata geçtiği yer kendi bedeninizdir.

Bunu test edin. Gerçekten. Sürekli bedeninizi (ve enerjilerinizi) en rahat, en sağlıklı, en haz dolu ve en esenlikli duruma ulaştırmaya çalışın, hep daha iyisini hayal edin, onu merak edin. O zaman karşılaştığınız bedensel rahatsızlıklar vb.'nin en çabuk bu durumdan etkilenen kısım olduğunu göreceksiniz. Örneğin "gene başım ağrımaya başlayacak gibi görünüyor, en az şu kadar saati veya bugünü götürür bu" diyebileceğiniz bir durumda, endişe etmek/üzülmek ve karamsarlığa kapılmak yerine iyi ruh halini, her bakımdan en haz dolu ve esenlikli duruma ulaşmayı ve orada kalmayı destekleyin/hatırlayın, göreceksiniz ki başağrınız başlamadan son bulacak.

Bunu önce bedende test edin. Çünkü diğerlerini en az ilgilendiren ve en çok size ait alan o olduğu için düşünce/duygularınızın en kolay gerçekleşeceği alan da odur. Kimse sizin nasıl hissettiğinizi bilmez ve bunu belirlemede hak sahibi değildir. Bu yüzden siz kendi içinizde mucizeler yaratsanız da bunlar başkalarına ispat edilemeyeceğinden/hissettirilemeyeceğinden tamamen size aittir, başkalarının özgür iradesini bozmazlar.

Bu, duygu/düşüncelerin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri, 'başkalarının özgür iradesini etkileme' sorunudur. Birçok girişim sırf bu yüzden gerçekleşmez. Eğer herkesin önünde bir paranormal yetenek sergilemek isteseniz örneğin, oradaki herkesin inanç/düşünce/duygu bileşenlerinin dirençlerini aşmak zorundasınızdır kendi inanç/düşünce/duygu bileşeninizle. Çünkü onlar tersine inanıyor olabilir ve sizin onlara zorla birşeyi kabul ettirmeniz bir özgür irade müdahalesi olabilir. Ama kendi bedeninizle çalışırken tümüyle özgürsünüz, çünkü kimse sizin ne hissetiğinizi dolayısıyla neleri değiştirdiğinizi bilemez.

Değişim sizden başlar. Sonuçta bu ilk olarak bedende test edilince, ne kadar etkili olduğu, 'öznel şekilde de olsa' size ispatlanmış olur. Ondan sonra bu değişimi bedenden öteye de yayabilirsiniz. Belki artık zor/kötü dediğimiz durumlarla karşılaşma sıklığınız da azalır. Çünkü bunları kendi üstünüze çekip, inanç/düşünce/duyguların gücü ile ne kadar değiştirilebilir olduğunu test etme ihtiyacınız da azalır. Siz iyi ruh halini korudukça bunların önemi de giderek azalır.

Alıntı