özlemboz
12-03-2009, 16:47
"Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
****l zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer.
Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.
Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar!
Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı "hayat dersi"ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar.
Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir.Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. İşte buna "cam tavan sendromu" denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. Başka bir değişle: “Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.”
***
Peki insanlar neden sınırsız düşünmezler ? Ya da insanlar neden yapamayacaklarını , yapabileceklerinden önde görürler ?
Nedeni ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİKTİR...
O zaman insanlar çaresizliği nasıl öğrenir?
Toplumumuzda pozitif başarı eğitiminden daha çok negatif başarısızlık eğitimi veriliyor. Nasıl yapabilirsini anlatanlardan çok, nasıl yapamazsını anlatanların sesi çıkıyor. Kıraathanelerde, televizyon programlarında, aile içi sohbetlerde, ‘yapamazsın, olamazsın, mümkün değil’ cümleleri, ‘hayır yapabilirsin’ cümlelerinden daha çok kuruluyor. İnsanlar çaresizliği öğrenmekle kalmıyor, çevrelerine de öğretiyor. Özellikle çocuklara karşı ilginç bir korumacılık var. Hayal kırıklığına uğrar diye çocuklarının büyük hayal kurmasını istemiyorlar. Bu da öğretilmiş çaresizliktir.
****l zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer.
Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.
Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar!
Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı "hayat dersi"ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar.
Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir.Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. İşte buna "cam tavan sendromu" denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. Başka bir değişle: “Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.”
***
Peki insanlar neden sınırsız düşünmezler ? Ya da insanlar neden yapamayacaklarını , yapabileceklerinden önde görürler ?
Nedeni ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİKTİR...
O zaman insanlar çaresizliği nasıl öğrenir?
Toplumumuzda pozitif başarı eğitiminden daha çok negatif başarısızlık eğitimi veriliyor. Nasıl yapabilirsini anlatanlardan çok, nasıl yapamazsını anlatanların sesi çıkıyor. Kıraathanelerde, televizyon programlarında, aile içi sohbetlerde, ‘yapamazsın, olamazsın, mümkün değil’ cümleleri, ‘hayır yapabilirsin’ cümlelerinden daha çok kuruluyor. İnsanlar çaresizliği öğrenmekle kalmıyor, çevrelerine de öğretiyor. Özellikle çocuklara karşı ilginç bir korumacılık var. Hayal kırıklığına uğrar diye çocuklarının büyük hayal kurmasını istemiyorlar. Bu da öğretilmiş çaresizliktir.