PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Beyninizi şaşırtın, düşünme biçiminiz değişsin


Stubborn
16-07-2009, 17:28
İnsan beyni, günlük yaşamda basit yöntemlerle kalıplardan kurtarılarak daha verimli çalıştırılabilir.

Ege Üniversitesi (EÜ) Temel Tıp Bilimleri Fizyolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar, “Her gün gittiğiniz yolu, sabah uyandığınız müziği, oda ve büronuzun düzenini değiştirerek beyninizi şaşırtın. Çalışmayan beyin hücrelerini çalışır hale getirirsek 60 yaşında bile bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz” dedi.

Prof. Dr. Nurselen Toygar, beynin emir vermeden çalışmadığını, sürekli aynı yönde yapılan şeylerin beyni tembelleştirdiğini söyledi. Beyinden daha fazla yararlanmak için bir takım pratik yöntemlerin uygulanması gerektiğini belirten Toygar, şu bilgiyi verdi: “Hayal gücüyle beyni çalıştırmaya sevk edebiliriz. Bir amaç ve hedefimiz varsa, beynimizde bu amaç ve hedefe adım adım ulaşma yollarını hayal ederek ve daima pozitif düşünerek ulaşabiliriz. Hayal kurmak beynin çalışmasına katkı sağlıyor. (En büyük mucitler en çok hayal kuranlardır) sözü bu anlamda söylenmiştir. Bilgi ve belleğin oluşumu, gelişmesi ve olgunlaşması için hayal kurulmalı. Her gün gittiğimiz yolu, sabahları müzikle uyanıyorsak onu, oda ve büromuzun düzenini, izlediğimiz televizyonun yerini, çocuklarımızla yemek yediğimiz masadaki yerimizi arada bir değiştirebiliriz. Bu, beynimizi kalıplardan kurtarır. Beyinler paraşüt gibidir, açılmadıkça çalışmaz.”

BEYİN HÜCRELERİ ARTAR MI?
Son 4-5 yıla kadar ölen beyin hücrelerinin yerine yeni hücrelerin oluşmadığının savunulduğunu ifade eden Prof. Dr. Toygar, bu görüşün değiştiğini ve beyin hücrelerinin artabileceğinin ortaya konduğunu söyledi.
Beyin hücrelerinin artmasının, beynin daha verimli kullanılmasını sağladığını bildiren Toygar, her insanda milyarlarca adet bulunan beyin hücrelerinin, her gün ortalama 10 bininin öldüğünü kaydetti.

Toygar, şöyle devam etti: “Beyin fonksiyonları 18-23 yaşlarında artar, 40 yaşından sonraysa hızla azalır. Günde 10 bin hücre ölüyor. Ama 65-70 yaşına kadar ölen hücrelerin sayısı toplam hücrelerin ancak yüzde 5’ine ulaşabiliyor. Demek ki beyne hücre takviyesi oluyor. Ama takviye olurken o hücreler, (ben beyin hücresi olayım) demiyor. Bizim (kök hücreler) dediğimiz hücreler var. Bunlar beyin hücresine dönüşebiliyor. Her beyin hücresi öldüğünde, bellek depolama, yeni bilgileri alma ve öğrenmede zayıflama oluşuyor. Eğer beyin hücrelerimizi çalıştırırsak, 60 yaşında, bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.”

STRES BEYİN HÜCRELERİNİ ÖLDÜRÜYOR

Her insanda beyin hücre ölümünün aynı oranda olmadığını, kişinin biyolojik yapısı, stres, sigara, alkol, yüksek tansiyon, kolesterol ve çevre koşullarının bunda etkili olduğunu bildirdi. Stresin en önemli etken olduğuna işaret eden Toygar, stresin bir takım zararlı kimyasal elektronlar oluşturduğunu, bunların beyin hücrelerine yapışarak, zehirlediğini sözlerine ekledi.
HAYAL KURMAK UNUTMAYI ÖNLÜYOR...

Sinem Eminoglu /Akşam Gazetesi

Stephan Leacock, ''En fazla iş başaranlar en çok hayal kuranlar olabilir'' diyor. Albert Einstein''ın bu görüşü doğrulayan sözü ise: ''Hayal gücü bilgi gücünden önemlidir.'' Düş gücünün etkisini ortaya koyan bu sözleri bilim adamları da onaylıyor. Ege Üniversitesi Temel Bilimleri Fizyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar, ''Zihinsel aktivasyon, hızlı öğrenmenin önemli bir yoludur ve fiziksel çalışma kadar verimlidir'' diyor.

Türkiye Beyin Araştırmaları ve Sinir Bilimleri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Toygar, unutmayı önlemek için neler yapılması gerektiğini anlattı:

Hayal kurmanın avantajları var mı?

Yaratıcı düşünce ve gündüz düşleri beyin yeteneğinin gelişmesinde işitsel, görsel ve eylemsel yöntemlere en büyük destektir ve bellek depolanmasını kolaylaştırır. Zihinsel aktivasyon, hızlı öğrenmenin önemli bir yoludur ve fiziksel çalışma kadar verimlidir.

Beyin egzersizleri ne kadar süre ile ne zaman yapılmalı?

Bekleme odasında, yürürken ya da koşarken, arabada, otobüste, trende, uçakta, yemek yerken, evde dinlenirken, sıkıcı bir konuşma dinlerken, konsantre olmamanızı gerektiren herhangi bir işi yaparken zihinsel aktivasyon uygulanabilir. Yalnızca pozitif düşünce ile uygulanabileceği unutulmamalı. Çalışma süreniz 15 ila 30 dakika arası olsun. 15 dakikadan kısa süren egzersizler kalıcı olmazken, 30 dakikadan uzun sürenlerse yorucu olup verimi düşürürler. Ama bir günde, birden çok çalışma yapabilirsiniz. Belleğinize ne kadar çok egzersiz yaptırırsanız o kadar esnek hale gelecek ve depolanmış bilgiyi o kadar kolay hatırlayacaksınız.

Beyin bilgileri nasıl depoluyor?

Depolamanın yöntemi; 1. tekrar: Ilk öğrenmeden 5 dakika sonra. 2. tekrar: Ertesi gün. 3. tekrar: Bir hafta sonra. 4. tekrar: Bir ay sonra. 5. tekrar: Üç ay sonra.

Hatırlamak için pratik önerileriniz neler?

Hatırlamanın en iyi yolu, simge kullanmak. Örneğin; ertesi gün yapılacak işler: Bir demet çiçek. Gül, karanfil, sümbül, nergis... Her biri bir işi ifade eder. Halka Tekniği Ile Isim Hatırlama: Bir kimsenin ilgi ve güvenini kaybetmenin en kolay yolu ismini hatırlamamaktır. Bu nedenle; arkadaşlıklar, iş ilişkileri, yeni iş fırsatları, işinizde terfi ve ödülleri kaybedebilirsiniz.

Birinci Adım: Kendinize tanıştığınız herkesin ismini hatırlayacağınıza dair söz verin. Biriyle tanışırken bu sözü hatırlayın.

Ikinci Adım: Tanıştığınız anda kişinin ismini doğru duyduğunuzdan emin olun. Uygunsa tekrar ettirin.

Üçüncü Adım: Konuşma sırasında ismi tekrar tekrar kullanın.

Dördüncü Adım: İsmi o kişiyi hatırlatacak şekilde fiziksel bir madde ile bağdaştırın. Ön ve soy isim arasında bir bağ bulun. Örneğin; Suat Taşkın: Sular akarken taş atan adam. Sadık Başeğmez: Sandık başını öne eğmez.

Beşinci Adım: Günün sonunda tanıştığınız kişilerin ismini bir yere kaydedin ve ara ara bu listeye bir bakın.

Zihni güçlendirmek için ne yapmalı?

Günlük alışkanlıklarınızda değişiklikler yapın. İşinize gittiğiniz yolu değiştirin. Salondaki masanın, tablonun yerini değiştirin'' diyor.

Yapılması gerekenler:

Dinlenme: En yoğun dikkat 20 dakika sürer. Bu nedenle ortalama 30 dakikada bir dinlenme için ara vermek gerekir. Ancak bu dinlenme çalışılan konuya zıt olmalı. Örneğin; bir şey okunuyorsa çiçek sulanmalı, bir şey seyrediliyorsa mutfakta uğraşılmalıdır (5 dakika) Bütün bir gün çalışan beynimizde sinirler iletiyi sağlayan kimyasal maddeler (nörotransmitter) azalmaya başlar. Yok denecek kadar azalınca uyku başlar.

Beslenme: Yağ ve yoğun şekerler beyin çalışmasını yavaşlatır, hareket güçlüğü oluşturur. Oysa baklagiller, taze sebzeler ve pirinçten zengin diyetle antioksidan özelliği olan meyveler beynin soluma aktivitesini arttırır.

Stresi yenme: Stres beynin en güçlü düşmanı. Beyinde vitamin, mineral kaybına neden olur. Pozitif dengeyi bozar.

Yürüyüş yap hafızanı güçlendir

Prof. Dr. Nurselen Toygar, ''Hafif egzersiz veya orta tempoda yol yürümek (Endorfin salgılanmasına neden olur, oksijenlenmeyi artırır) stresi azaltır. Konsantrasyon yeteneğini artırır.''

Kendinizi test edin

1- Sanatçılara özgü bir yapım var.

2- Gündüzleri sürekli düş kurarım.

3- Müzik dinlemeyi ya da çalmayı çok severim.

4- Canlı bir hayal gücüm var.

5- Düş kurarken kare kare resim görürüm.

6- Iyi bir ritim duygum var.

7- Her şeyin nedenini öğrenmek isterim.

8- Rakamlara karşı eğilimim vardır.

9- Mantıklı düşünmeyi severim.

10- Uygun bir yerde uygun bir sözcüğü kullanmayı severim.

11- Bilimsel konular beni büyüler.

12- Bir seferde bir işle uğraşmak isterim.

Değerlendirme:

- 1-6 nolu sorulara ''Evet'' cevabı; 7-12 nolu sorulara ''Hayır'' cevabı
çoğunlukta ise sağ beyin

- 1-6 nolu sorulara ''Hayır'' cevabı; 7-12 nolu sorulara ''Evet'' cevabı
çoğunlukta ise sol beynin daha çok kullanıldığını gösteriyor.

Sağ taraf duygusal

Beynin sağ yapısı birisiyle tanışınca tüm resmi çeker. Sol yarısı sadece saç
rengini, gözlerinin rengini, çene şekli gibi bilgileri kaydeder.

Sol taraf

Akıl yürütme

Mantık

Analiz

Bir defada bir iş

Dil kullanımı

Matematik Hesap

Sayı ve Sözcük bilgisi

Sağ taraf

Sezgi

Sanat yeteneği

Müzik/Ritim

Hayal gücü

Gündüz düşleri

Görsel tanıma

Yüz ifadesi

Beden dili

Stubborn
16-07-2009, 17:29
OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN!


Hayatınızda başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebinin kendiniz olduğunu söylesem beni "tuhaf" ilan eder misiniz?

Ben, bu riski göze alıyor ve sizi Çekim Yasası ile tanışmaya çağırıyorum. Ve Nil Gün’ü böyle şahane bir kitap yazdığı için tebrik ediyorum.

İçimize dönüp hayatın manevi tarafıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi...

Bu düşünce kalıplarından biri de "hayatta nasıl düşünürsen onu hayatına çekeceğin" ya da "istemesini bil, olsun" şeklinde özetleyebileceğim evren yasasıdır. "Sağlık, haz, para, kariyer, sevgi, huzur, mutluluk, doyumlu ilişki..."

Bu sözleri, "iste-olsun" prensibini formüle eden, nasıl işlediğini anlatan pek çok kişisel gelişim kitabının yazarı Nil Gün imzalı "Hayatın Büyük Sırrı: Çekim Yasası" adlı kitaptan aldım. Çünkü hayatınızda başınıza gelen "küçük sürprizler" ya da "tesadüfler"in artmasını istiyorum!

Her şey enerjidir

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?

Doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?

Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?

Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi...

Bu kitap, bu kavramların ne anlama geldiğini ve Çekim Yasası’nı bilinçli olarak nasıl kullanacağınızı gösteriyor.

Çekim Yasası, enerji yasasıdır. Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; "Bu kişinin enerjisi iyi. Enerjimiz uydu"...

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız. Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza da negatif enerji yayarız. Gözlerimizdeki ışık söner. Bu ruh hali uzun sürerse hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Hayatınızı değiştirmek elinizde

Nil Gün, kitabında önemli bir gerçeği vurguluyor: Dünyada henüz çok az sayıda insan, Çekim Yasası’nın gücüne uyanmış ve bu gücü bilinçli kullanmayı seçiyor. Bu insanlar kendi realitelerinde bir nevi cenneti yaratırken, biz onlara şaşkınlıkla bakıyoruz. Onlara "şanslı" diyoruz.

Spiritüel öğretilere burun kıvırıyor çoğumuz. Gerçek spiritüellik, evrenin yasalarını bilerek onlara uygun yaşamak ve hayatın realitesinin yaratıcısının kendin olduğunun idrakına varmaktır.

"Artık uyananların sayısı artıyor" diyor Nil Gün. Hayatı gerçek anlamda doyumlu yaşayan, istediği her şeyi kolaylıkla elde ediyor görünen çok az sayıda "şanslı" insanla, "sorumluluklarını" yerine getirmek adına nefret ettikleri işte çalışan, istemedikleri hayatı yaşayan ve bir gün mutlu olmayı umut eden çoğunluk arasındaki fark nedir?

Fark, bu insanların amaçlarını ve ne istediklerini, neden amaçlarını gerçekleştirmek zorunda olduklarını bilmesinde ve hayallerini gerçek kılana kadar durmak bilmemelerinde yatıyor. Onların "sorumluluk" tanımı çoğunluktan farklı. Onlar özsorumluluğu ve şimdi de yaşamayı biliyor...

Çekim Yasası düşüncenin yaratıcı gücünün kullanımıyla ilgili. Bu yasa, dikkatinizi neye yöneltirseniz, onu kendinize çekeceğinizi ifade ediyor. Bilincimizde ve bilinçaltımızda ne tür düşünceler ve inançlar varsa bu inançlara uygun deneyimleri hayatımıza çekiyoruz.

Unutmayın...

Düşüncelerimizden sorumluyuz

Her şikayet evrene verilmiş bir emirdir

İnançlar bağlandığımız düşüncelerdir

Dünkü düşüncelerimizle bugünümüzü inşa ettik

Bilinçli afirmasyon (doğrulama) düşünce eğitimidir

Nil Gün, çok doğru bir tespitte de bulunuyor: "Zihin Bilimi, okullarda bize öğretilmiyor. Yaşam Okulu eğitimlerimizde verdiğimiz eğitim, Zihin Bilimi eğitiminin ta kendisi. Bu eğitimin, yarının toplumunda tüm okulların müfredatında yer alacağına inanıyorum. Okullarda meslek eğitiminin yanı sıra Yaşam Sanatı öğretilirse meslekler de hayat da daha doyumlu hale gelir."

Peki Çekim Yasası’nı nasıl kullanacağız? "Çekim Yasası, üç temel yasanın bileşimidir" diyor Nil Gün:

Etki-Tepki yasası (karşılıklılık yasası)

Şükran yasası

Sevgi yasası

Bunları ve açılımlarını tek tek açıklamak pek mümkün değil. Çünkü hepsinin açıklaması etraflıca kitapta yer alıyor. Benim amacım, başta da söylediğim gibi, sizi kendi realitenizi yaratmaya çağırmak. Bunun için yapmanız gerekenler yine kitapta: İstediğiniz şeyleri tespit edin, vibrasyonunuzu yükseltin (olumlu düşünceyle), izin verin, aksiyona geçin.

Stubborn
16-07-2009, 17:30
ETKİLİ İLETİŞİMİN TEMEL TAŞI: DİNLEMEK

Her gün fikirlerimizi ve duygularımızı paylaştığımız kişilerle aramızda bu tip yanlış anlamaların ve diyalog bozukluklarının olmaması için, etkili iletişim tekniklerini ve iyi bir dinleyiciyle kötü bir dinleyici arasındaki farkları tam anlamıyla anlamış olmamız gereklidir. Aşağıda tipik bir iyi dinleyici ile kötü dinleyicinin özellikleri sıralanmaktadır. Siz hangi gruba giriyorsunuz?



İyi bir dinleyici;



1. Sürekli göz teması kurar.
2. Karşısındaki kişinin sözel veya davranışsal mesajlarını iyi değerlendirir.
3. Sabırlıdır ve konuşan kişinin sözünü kesmemeye özen gösterir.
4. Karşısındaki kişinin yanıtlarına sözel ve davranışsal yanıtlar verebilir.
5. Karşısındaki kişinin anlattıklarını sorular sorarak daha ayrıntılı anlamaya çalışır.
6. Konuşulan konuyu özetler ve kendi cümleleriyle doğru şekilde ifade edebilir.
7. Karşısındaki kişi ile empati kurabilir.
8. Karşısındaki kişinin konuşmasını ilgiyle dinler.
9. Dinlemek istediğini ve ilgilendiğini karşı tarafa hissettirir.
10. Eleştiri yapmaz ve yargılayıcı değildir.
11. Açık görüşlüdür.



Kötü bir dinleyici ise;



1. Konuşmacının sözünü keser.
2. Konuşan kişi ile göz teması kurmaktan kaçınır.
3. Çevresinden etkilenir ve çok çabuk dikkati dağılır.
4. Konuşmacıyı dinlemez ve söyledikleriyle ilgilenmez bir tutum içindedir.

5. Konuşulan konuyu değiştirir.
6. Yanıtları her zaman yargılayıcı bir üsluptadır.
7. Dar görüşlüdür ve karşısındaki kişiyle empati kuramaz.
8. Dinlemek yerine konuşmayı tercih eder.
9. Sürekli tavsiye vererek karşıdaki kişiyi rahatsız eder.
10. Dinlemek için hiç zamanı yoktur ve konuşmaları kısa keser.



Karşınızdaki kişiyi dinleyebilme yeteneğine sahip olmanız ve bu yeteneğinizi geliştirmeniz, kariyer hedefleriniz için de oldukça faydalı olacaktır. Yapılan araştırmalara göre kadrolu çalışanların zamanlarının %30’unu, müdürlerin %60’ını ve direktörlerin ise %75’ini dinlemeye ayırdıkları ortaya çıkmıştır. Bu oranlar bireylerin kariyerlerinde yükselmeleriyle etkili birer dinleyici olmalarındaki paralelliği direk olarak ortaya koymaktadır.



Aktif bir dinleyici olmak için, öncelikle karşınızdaki kişinin ne anlatmak istediğinden emin olmanız gerekmektedir. Karşınızdaki kişinin hangi durumlarda sinirleneceğini nelere sevineceğini ve ne tip durumlarda daha etkin bir diyalog geliştirebileceğinizi bilmek, daha iyi bir dinleyici olmanızda size yardımcı olacak noktalardır. Çevreniz iletişim kurarken yaptığınız hataları sizden daha hızlı ve etkin bir şekilde analiz edeceğinden, onların görüşlerine değer vermeniz her zaman için size yarar sağlayacaktır. Bu konu hakkında kitaplar okumak, seminerlere ve konferanslara katılmak kendinizi geliştirmek için yapabileceklerinizden bazılarıdır.



İyi bir dinleyici olmak zaman ve çalışma isteyen bir süreçtir. Gerek aile gerek iş hayatı açısından oldukça önemli olan iletişim kabiliyetini güçlendirme sizi başarıya götürecek önemli bir nokta olacaktır.



"YÜKSEL, Kİ YERİN BU DEĞİLDİR! SADECE YAŞIYOR OLMAK, HÜNER DEĞİLDİR!"

MÜMİN SEKMAN’IN SON KİTABI OKURUNU BAŞARI LİMİTLERİNİ GÖZDEN GEÇİRMEYE ÇAĞIRIYOR!

Her Şey Seninle Başlar’ın yayınından yaklaşık 2 yıl aradan sonra Mümin Sekman’ın yeni kitabı çıktı. "Limit Sizsiniz" adlı kitap, "kendi kanatlarıyla uçma dersleri" anlatıyor.

İLK BASKISI 100.000 ADET YAPILDI, 4 AYDA 150.000 BASKI YAPTI.

İlk baskısı 100.000 adet yapılan kitap 7 günde 70.000 adet satarak, en hızlı çıkış yapan başarı kitabı rekorunu kırdı. Kitabın ilk 100.000 adetlik ilk baskısı kısa sürede bitti. Yeni baskıyla 4 ayda 150.000 adete ulaşılmış oldu.

SLOGANI: "AÇILMAMIŞ KANATLARIN BÜYÜKLÜĞÜ BİLİNMEZ"

Kitapta Andre Gide’nin "açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez!" sözü slogan olarak kullanıldı.

Kitabın temel mesajı şöyle özeleniyor:
Önce kendi kanatlarına güven!
Büyük başarı kalpten gelir,
beyinde büyür,
ellerden
hayata akar

Stubborn
16-07-2009, 17:31
BAŞKASINA SADAKATİN KENDİ BAŞARI KAPASİTENE İHANETİN OLMAYA BAŞLADIYSA, GİTMEK ZAMANI GELMİŞ DEMEKTİR!

"Başkasına sadakatin kendi başarı kapasitene ihanetin olamaya başladıysa, gitmek zamanı gelmiş demektir." denilen kitapta, kendi iç yüklerinin altında ezilmeden kendi kanatlarının gücüyle kendini başarıya taşıma dersleri anlatılıyor. Kitapta "kafesin içinden çıkmak yetmez, kafesi kafanızın içinden de çıkarmanız gerekir" deniyor.

Diğer Mümin Sekman kitaplarından farklı olarak, nasıl başarılı olunurun yanında, başarıyla ilk karşılaşma anında yaşananlar da anlatılıyor.

Kitapta yazılan "BAŞ+ARI: "baş" olmak istiyorsan, "arı" gibi çalışmak şart!" cümlesi çok sayıda insanın panosunda yerini aldı.

ÇOK SATANLAR LİSTELERİNE İLK ÜÇTEN GİRİŞ YAPTI!

İlk üç ay D&R ve Remzi başta olmak üzere tüm kitapçıların çok satanlarına giren kitap, halen kitapyurdu.com gibi bazı sitelerin çok satanlarında yer alıyor.

Alfa yayınlarından çıkan kitabın kapak tasarımını Hollywood filmlerine yaptığı afişlerle tanınan görsel tasarımcı Emrah Yücel yaptı.




HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR.
Mümin Sekman


Her Şey Seninle Başlar, bir sosyal başarı kitabıdır. Kitabın içinde yerel ve evrensel örneklerle, başarısızlığın nasıl öğrenildiği ve başarılı olmanın nasıl öğrenilebileceği anlatılıyor. Kitabın temelindeki soru şu: Neden başarısızız, nasıl daha başarılı olabiliriz?

Her Şey Seninle Başlar, Türkiyede kendini geliştirme bilincini yaygınlaştırmayı ve kişisel gelişimin saygınlığını artırmayı amaçlıyordu. Bunda başarılı da oldu.

EN "BAŞARILI" BAŞARI KİTABI!

"Başarıyı öğreten kitap" olarak çıktığı yolda kitabın kendi başarı öyküsü de oluştu. 2 yılda 500.000 okura ulaşarak "en başarılı başarı kitabı" oldu. Çünkü Türkiyede bugüne kadar hiçbir kişisel gelişim kitabı bu kadar satmadı. Her şey seninle başlar, sadece kişisel gelişim değil eğitim ve psikoloji kategorilerinde de en çok satmış kitap oldu. Kitabın satış temposunun aynı hızda devam ediyor olması, "long seller" olacağının bir işareti kabul ediliyor.

500.000 RAKAMI NEDEN ÖNEMLİ?

Kitabın sosyal misyonu tam olarak gerçekleştirebilmesi için 500.000 rakamını geçmesi gerekiyor. Çünkü Türkiyede bir kitap, 500.000’i geçtiği anda, o alana kültürel bir kırılma noktası oluşturuyor. Örneğin Duygu Asena’nın "Kadının adı yok" kitabı 10 yılda 520 bin sattı.

Bu miktarda insanın alması demek, iki üç katının okuması, 10 katının etkilenmesi demektir. Türkiyede feminist hareketin "kırılma noktası" bu kitaptır. Aynı şekilde "Çılgın Türkler" de 500.000’i geçenlerden. Her Şey Seninle Başlar, kişisel gelişim alanında bu kırılma noktasına ulaşmış durumda...

4 YILDA 600.000 BASKI YAPTI!

Her Şey Seninle Başlar, 2009 yılına da hızlı girdi. 100.000 adetlik yeni baskıyla, 4 yılda 600.000 insana ulaşmış oldu. Bu kadar insanın beynindeki başarıyla ilgili bilgilerden yanlışları eledi, doğruları güçlendirdi.

HEDEF 10 YILDA 1.000.000 İNSANA ULAŞMAK!

Her Şey Seninle Başlar, Türkiyeni "milli motivasyon kitabı" oldu. Hedefimiz, 10 yıllık bir dönemde 1.000.000 okura ulaşmak. Bu ölçeğe ulaşarak, Türk başarı kültürünün yeniden yapılanmasına, insanlarımızın beyinlerini başarı ile ilgili doğru bilgilerle beslemeyi, ve ülkemizin metrekaresine düşen başarılı insan sayısını artırmayı umuyoruz. Bu kitap, Mümin Sekmandan daha önemlidir. İnsanlara sağladığı yararın büyüklüğü bu kitabı bu ölçüde büyütmüştür.


PSİKOLOJİK RED BULL GİBİ KİTAP!

Her Şey Seninle Başlar, pek çok okuru tarafından psikolojik enerji içeceği olarak tanımlanıyor.

Başarı motivasyonunu kaybetmiş, engeller karşısında kolayca vazgeçen, geçmişte yaşadığı başarısızlıklardan dolayı deneme cesaretini kaybetmiş, yaşam yorgunları için için bir tür "psikoloji enerji içeceği!

Kitap sadece bireysel motivasyon yaratmakla kalmayıp, Türkiye’de pozitif başarı kültürünü savunanların, arabesk başarı kültürüne karşı çıkanların da sesi oldu.

Çevresindeki insanları olumlu yönde değiştirmek isteyenlerin anlatmak istediklerini en iyi şekilde özetlemesi nedeniyle, çok sayıda insan kendi okumasıyla kalmadı, bir çok tanıdığına hediye etti.


HAKKINDA BİR YILDA 1.000’DEN FAZLA HABER ÇIKTI!

Ajans Press’in "en gündemdekiler 2006" raporuna göre "hakkında en çok haber çıkan yazarlar 2006" sıralasında Mümin Sekman 1.104 haberle Türkiyedeki tüm yazarlar içerisinde 8. oldu.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

Çaresizlik öğrenilmiştir.
Başarılı olmak da öğrenilebilir.
Sende sandığından fazlası var!
Gelebileceğin en iyi yerde değilsin.
Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır.
Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur.
Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren!
Seyirci koltuğundan sıkıldıysan, sahneye çık.
Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var.
Her şey seninle başlar!
Başkaları yapabildiyse, sen de yaparsın.
Hayatta ya tozu dumana katarsın,
Ya da tozu dumanı yutarsın.
Seçim senin!




KİTABIN ÇIKIŞ NOKTASI NEYDİ?

Mümin Sekman kitabın çıkış noktasını şöyle özetliyor:

“Bu kitap üniversite öğrencisiyken kurduğum bir hayalden doğdu. Başarılı olmak ile ilgili temel bilgileri, olabildiğince çok sayıda başarılı olmak isteyen insana iletmeyi hayal ediyordum.

Bana Konfüçyüs’ün bir sözü ilham verdi. "Bir insana gerçekten yardım etmek istiyorsanız ona balık vermek yerine balık tutmayı öğretin. Balık vererek bir öğün, balık tutmayı öğreterek bir ömür karnını doyurabilirsiniz."

Bu kitap balık tutmayı öğretiyor. Okul hayatında ve hayat okulunda başarıyı öğretiyor. Etiketine bakılmadan alınabilsin diye, ekonomik bir fiyat koyduk. Kitabın fiyatı, kitabın çıkış noktasındaki iyi niyeti ve ticari düşünmeme tercihini göstermektedir.

Başarılı insanların inceleyip, nasıl başardıklarını analiz edip, başarılı olmak isteyenlere anlatıyorum. Bir tür entellektüel Robin Hoodluk yapıyorum. Bu tür kitaplar, başarı bilgisine ulaşmada fırsat eşitliği sağlıyor. Bütün amacım Türkiyede metrekareye düşen başarılı insan sayısını artırmak.”

KİTABIN İLK BASKISI 100.000 ADET YAPILDI!

Her Şey Seninle Başlar”ın birinci baskısı 100.000 adet yapıldı. Bu sayıda baskı Alfa yayınevinde daha önce Hıncal Uluç ve Perihan Mağden’in kitaplarına yapılmıştı. 100.000 basılan kitap 1 yılda 400.000 rakamına ulaştı

Stubborn
16-07-2009, 17:32
HAFIZANIZI GÜÇLENDİRMEK İÇİN 8 ADIM...

Hayat aynı rutininde devam ediyor ve sıkılıyorsanız, yaşamı farklılaştırmanız ve beyninizi alışkanlıklarını bırakmaya zorlamanız gerekiyor. Bu size hem zihinsel zindelik hem de rahatlamayla birlikte mutluluk getirecek. Ailem.com’un verdiği ve okuduğunuzda basit gibi gelen, ancak uyguladığınızda ne kadar katı alışkanlıklara sahip olduğunuzu görmenizi sağlayacak önerileri mutlaka uygulayın. Unutmayın hayata bir kere gelme şansınız var ve ilk önce kendinize dikkat edin:

1- Vücudunuzu yeni davranışlara alıştırın. Saçınızı tararken, dişlerinizi fırçalarken, kahvenizi karıştırırken ya da diğer günlük basit işleri yaparken sürekli kullandığınız elinizi değil diğer elinizi kullanın.

2- Gözlerinizi kapatın ve odada yolunuzu duygularınızla bulmaya çalışın. Bilinçli olarak sesleri dinlemeye ve kokuları almaya çalışın. Bazen yerden bir şey almanız gerektiğinde, ayaklarınızı kullanın mesela kapıyı ayağınızla kapatmak gibi... Kitap okumayı seviyorsanız bir sayfayı baş aşağı okuyun.

3- Birisini eleştirmek yerine övgü dolu sözler bulun ve söyleyin. Yargılayıcılığınızı askıya aldığınızda, o kişi sandığınızdan daha iyi insan olmaya başlayacak.

4- Buzdolabınızın içine dikkatlice bakın. Daha sonra kapağını kapatın. İçindekileri teker teker sıralamaya çalışın. Eviniz için de aynı şeyi yapabilirsiniz, pencerenin önündekileri ya da duvardaki resmin ayrıntılarını inceleyebilirsiniz.

5- Her gün 5 dakika, kendinizi bir başka insanın yerine koyun ve olaylarını onun bakış açısından anlamaya ve hissetmeye çalışın. Bir aktörmüş gibi yapın, rol gereği yani ve kişi gibi davranın. Ne hissederse hissedin.

6- Her zaman üzüntü ya da şüpheye yakalanıyorsanız ve kendinizi başkalarından daha aşağı görüyorsanız, bunun yerine en çok istediğiniz şeyi ayrıntılı olarak tasarlayın ve elde ettiğinizdeki yaşamınızı düşünün. Negatif düşünceleriniz olduğunda pozitife çevirmek için gün boyunca bunu uygulayın.

7- Her günün sonunda o ana kadar ne yaptığınızı 60 dakikada gözden geçirin. Bu gününüzü daha önemli hale getirmek için iyi yardımcı yoldur. O ana kadar olan tüm aktivitelerini zihinsel olarak gözden geçirin. Hafızanız gününüz hakkındaki boşlukları, anları kasıtsız olarak açığa vuracaktır. Siz de bunları daha iyi değerlendireceksiniz.

8- Esnek olmak ve kolayca uyum sağlamak için hayatınızı değiştirin, her gün farklı bir şeyler yapın. Farklı bir mağazadan alışveriş yapın ya da rutin ev-iş yaşamından çıkın.




EŞ SEÇİMİNDE GENLER DE ETKİLİ

Evli insanlarda bağışıklık sistemi için önemli olan genler birbirinden daha farklı. Araştırmayı yöneten Parana Federal Üniversitesi’nden Maria da Graça Bicalho, insanların da diğer omurgalılar gibi aynı strateji izlediklerini söyledi.

Genetik açıdan birbirlerinden farklı olan çiftlerin çocuklarının, bağışıklık sistemi donanımları çok daha zengin ve bu durum onları enfeksiyonlardan korumakta. Bicalho ve arkadaşları araştırma için 55.000 Brezilyalının verilerini içeren veri bankasından yararlanmışlar. İlk önce doksan evli çiftin MHC genleri (Major Histocompatibility Complex genes) arasındaki farklılıkları incelemişler. Rasgele seçilen 152 kişi kontrol grubu görevini görmüş. Eğer MHC genleri eş seçiminde etkisiz olsaydı iki grupta da aynı sonuçlar elde edilecekti. Ancak araştırma sırasında evli çiftlerde MHC gen varyantlarının gerçekten de çok farklı olduğu görülmüş. Bu ve daha önceki araştırmalardan anlaşıldığı üzere sağlıklı çocuk isteği çiftleri bilinçsiz olarak farklı genetik yapıya sahip eşlere yönlendiriyor. Araştırmacılar, insanların da MHC donanımını tıpkı hayvanlar gibi beden kokusuyla algıladıklarını sanıyorlar.

Stubborn
16-07-2009, 17:33
KENDİNİZE GÜVENEREK GELİŞİN!


Özgüven şu kavramlarla tanımlanabilir: fikirlerini kabul ettirmek, iyimserlik, istekli olmak, sevgi, gurur, bağımsızlık, güven, eleştirilere açık olmak, duygusal olgunluk ve kapasitesini doğru değerlendirme becerisine sahip olmak.

Özgüven Nedir?

Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir.

Özgüven Eksikliği Nasıl Gelişir?

Aşağılık duygusu, umutsuzluk gibi duyguları, genellikle evde, okulda veya işte yaşadığımız kimi olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar. Örneğin, siz büyüme aşamasındayken, ebeveynleriniz size sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir. Size karşı çok eleştirel, talepkar ve/veya aşırı koruyucu olabilirler. Sonuç olarak, kendiniz hakkında olumsuz düşünmeye başlarsınız.

Aileden birini veya yakın bir arkadaşı kaybetmek. Örneğin: anne-babanızın boşanması, evinizden ilk kez ayrılıyor olmak (ailenizden ve arkadaşlarınızdan ayrı olmak), erkek/kız arkadaşınızdan ayrılmak.

Başarısızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz olayları bir deneyim gibi algılamaktansa, bunların üzerinde fazla durmak.

Kendini veya yeteneklerini çok acımasız bir şekilde eleştirmek.

Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmek.

Ailenizin ve arkadaşlarınızın, sizinle ilgili istek ve beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla baskı hissetme ve bu durumun sizin kendi kimliğinizi geliştirmenize ve kendinize ait kararlar almanıza mani olması.

Gerçekçi olmayan hedefler belirleme.

Başarısızlık korkusu. Örneğin; bir dersinizden kaldığınızda, kendinizi bir dersten kalmış, iyi bir insan olarak düşünmektense, işe yaramaz ve başarısız biri olarak düşünmek.

Özgüveninizi Nasıl Arttırırsınız?

Kendiniz hakkında olumlu düşünün.

Gerçekçi olan ve beklentilerinizi karşılayan hedefler belirleyin. Makul seviyede hedefler belirleyin ki, böylece başardığınız şeyler, başta ulaşmayı düşündüğünüz hedeflerlere yakın olsun. Bu durum, özgüveninizi ve kendinizle ilgili memnuniyetinizi destekler. Psikolojinin öncülerinden William James şöyle der: “ Kendinden memnun olmak = Ne başardığımız / Başarmayı hedeflediğimiz şey ”

Bir şey başardığınızda kendinizle gurur duyun ve kendinizi ödüllendirin.

Kötü veya üzücü bir şey olduğunda, olumsuz düşüncelerinizin farkına varın. Tamamen duygularınızla hareket etmek yerine, içinde bulunduğunuz durum hakkında mantıklı olarak düşünün.

Zayıf taraflarınız yerine, güçlü taraflarınıza ağırlık verin. Belirli konularda, diğerlerine göre daha becerikli ve iddialı olduğunuzun ve hayatınızın her alanında mükemmel olmanın imkansız bir şey olduğunun farkına varın.

Yaptığınız ve başardığınız şeyleri sadece şansa bağlamayın. Bunun yerine, kişisel başarılarınız için kendinizle de gurur duyun.

Fikirlerinizi savunun. Diğer bir ifadeyle, başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi duygularınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, ihtiyaçlarınızı, dürüst ve net bir şekilde ifade etmeyi öğrenin.

Haklarınıza sahip çıkmayı öğrenin ve sizin için makul olmayan isteklere “hayır” deyin. Fikirlerinizi açık ifade edebilme konusunda alacağınız bir eğitim, özgüveninizin gelişmesinde size çok yardımcı olabilir.

Yaşamınızda önemli olduğuna inandığınız sorunların bir listesini çıkartın. Daha sonra bunları iyileştirmenin veya değiştirmenin yollarını yazın. Bütün sorunlarınız tabii ki kolay ve hızlı bir şekilde çözülemez ama hemen harekete geçebileceğiniz bazı alanlar da olacaktır.

Özgüveni İyileştirmek için Hatırlanması Gerekenler

Kötü şeyler yerine iyi şeylere ağırlık verin.

Kendiniz hakkında olumlu düşünün.

Deneyimlerinizden ders çıkartın.

Gerçekçi hedefler belirleyin.

Cesaretli olun.

Öğrenmeye devam edin.

İşe yarar şeyler yapın.

Basitliğe önem verin.

Değişimi hoş karşılayın.



KİMSE KENDİ OLMAKTAN KAÇAMAZ!* Bilginin zehiri bünyeye bir kez yayılmaya görsün; değiştiremediğimiz gerçekler karşısındaki çaresizliğimizi sürekli bize hatırlatarak, her anımıza acımasızca sinerek hayatın tadını kaçırır. Her çeşit bilgi, kazandırdıkları kadar kaybettirdikleriyle de hayatımızı biçimlendirir...

* Kimse kendi olmaktan kaçamaz... Bu bir kabul sorunudur aslında. İşin kötüsü, sizin kendinizde kabul edemediğiniz bazı şeyleri, diğerlerinin önceden görüp sizi böyle kabul etmeleri ve bunu size söylemeden kendi aralarında konuşmalarıdır...

* Deneyimlerden öğrenmenin yolu, ille de bire bir yaşamalar mıdır? Neden kişiler kendi deneyimlerinin başkaları için de vazgeçilmez olması gerektiğine bu kadar inanırlar? Biliyorum, kendini başkalarının yerine koyabilme yeteneği olmayan kişilerin asla yanıtlayamayacağı sorular bunlar.

* İnsan ilişkilerinde en çabuk öğrendiğimiz şeylerden biri, başkalarının yarasını kullanmaktır.
İnsan ilişkileri söz konusu olduğunda, bilinmesi gereken onca temel şeyi öğrenmezken, başkalarının zaaflarını kullanmada, açıklarını yakalamada, yaralarını kurcalamada neredeyse doğuştan gelen hain bir yeteneğimiz vardır...

* Hepimiz, kendi tarihimizin içinde bir noktada durup çok ardımıza baktığımız için mi taş kesiliyoruz? Hayatımızı yenileyemiyor, yeni başlangıçları göze alamıyoruz; bütün hayatı yalnızca yitirilmiş mazi sanıyoruz!..

* YORGUNLUK benim genel halim... Bana " Nasılsın?" diye soranlara, en sık verdiğim yanıtın " Yorgunum" demek olduğunu keşfettiğim günden beri, daha bilinçli olarak yorgunum! Şu memlekette yaşayıp da yorgun olmamak mümkün mü? Beden yorgunluğu dediğin ne olacak, iki- üç dinlenmeyle geçer. Ama ben aslında ruh yorgunuyum, gönül yorgunuyum, hayat yorgunuyum; öğrenmek, bilmek, anlamak, anlamış gibi yapmak, düşünmek, hissetmek, tanımak, tanık olmak, katlanmak, anlayış göstermek, görmezden gelmek, üzerinde durmamak, idare etmek, üzülmemiş görünmek, alışmak, alışmak, alışamamak, sabretmek, katlanmak, beklemek yorgunuyum... Tam da artık bu memlekette, dünyada hiç bir şey beni şaşırtamaz sanırken, her seferinde yeniden şaşırmak yorgunuyum.

* Hamlet’ i dişileştiren belki " kelimeler, kelimeler" di; kadınları erilleştirense "sorular, sorular" oluyor... Bu kadar çok soruyla başa çıkamayan kadın, ne kadına biçilen geleneksel rolün içinde kilitli kalabiliyor, ne de içinde serpilip gelişebildiği yeni bir hayat kurabiliyor. Bütün okuduklarımız, Bildiklerimiz gelip gelip bizi gündelik hayatın ortasında vuruveriyor...

Stubborn
16-07-2009, 17:34
BANA MUTLULUĞUN HAFIZASINI YAPABİLİR MİSİN?




Washington- A.B.D’de ve dünyada yapılan çalışmalar göstermektedir ki, insanlar, fiziksel ve zihinsel engelleri olsa da veya çok fazla paraları olmasa da, genelde hayatlarından memnunlar. Araştırmacılar, otobiyografik hafıza ve mutluluk ile ilgili birçok çalışmayı incelediler ve insan hafızasının mutluluğa meyilli olduğunu ve hafif depresyonun, iyinin kötüden üstün olduğu bu eğilime engel olduğunu buldular. Bu çalışmayla ilgili bulgular, American Psychological Association (APA)’a ait olan dergilerden Review of General Psychology’nin Haziran sayısında yayınlandı.

Bu makalede, Winston-Salem State Üniversitesi’nden W. Richard Walker, Ph.D., ve meslektaşları, insanların geçmişle ilgili anılarının daha çok olumlu yönde olmasıyla ilgili olarak iki sebep buldular. Birinci sebep; memnuniyet veren olayların, memnuniyetsizlik yaratanlardan daha fazla olması. Çünkü insanlar pozitif deneyimleri arayıp bulurken, negatif olanlardan kaçınıyorlar. Beş farklı araştırma grubu tarafından yürütülen 12 çalışmada, farklı ırk ve etnik kökenlerden gelen, yaşları 18-50 arasında değişen insanlar, hayatlarında olumsuzdan çok olumlu olaylar yaşadıklarını bildirdiler.

Bu durumu sağlayan diğer bir sebep ise, hafıza sistemlerimizin olumlu duyguları, olumsuz duygulardan daha farklı işlemden geçirmesiyle ilgili. Araştırmacılar tarafından incelenen yedi çalışmada, negatif duyguların etkisinin zamanla azaldığı görülmüştür. Memnuniyet yaratan duyguların, negatif duygulardan daha yavaş bir şekilde hafızamızdan silindiği bulunmuştur. Olumlu ve olumsuz duyguların etkisinin zayıflaması konusundaki bu eşitsizliğin sebeplerinden biri önemsiz gösterme (minimization) denilen işlem olabilir. Normal seviyelerdeki mutluluğumuza dönebilmek için, yaşam olaylarının etkisini azaltmaya çalışırız. Biyolojik, bilişsel ve sosyal olarak meydana gelen bu önemsiz gösterme işlemi, pozitif olaylara oranla negatif olaylar için daha kuvvetlidir.

Dr. Walker’a göre; “Bu göstermektedir ki pozitif olaylardan ziyade negatif olayların duygusal etkisini hafifletmeye yönelik bir eğilim var. Böyle bir hafifletme direkt olarak meydana gelmektedir çünkü insanlar, hayatlarını daha çok pozitif bir ışık altında görmeye güdülenmektedirler.”

Araştırma göstermektedir ki, bu etkiyi hafifletme konusundaki eğilim, hafızada meydana gelen geriye dönük bir sorundan ziyade, içten gelen bir duygusal hafiflemeyi temsil etmektedir. Yazarlara göre bu eğilim, hafızada meydana gelen sağlıklı baş etme işlemleri olarak görülmelidir. Fakat bunun, Sigmund Freud’un teorisindeki bastırma işlemiyle karıştırılmaması gerektiğini de eklemektedirler. Bu araştırmada ileri sürülen fikre göre insanlar negatif olayları hatırlarlar; sadece onları daha az negatif olarak hatırlarlar.

Tabiki hayat herkes için memnun edici değil. İncelenen sekiz çalışmada yer alan 229 kişiden 17’si, pozitif olaydan çok negatif olay bildirdiler ve bu da göstermektedir ki hafifletme etkisi herkes için aynı çalışmıyor. Hafif depresyonu olanlar arasında ise, olumlu ve olumsuz duygular eşit oranda hafifleme eğilimindedir. İnceleme yapan araştırmacılar tarafından yayınlanacak yeni bir çalışmada, 330 katılımcı yaşamlarında meydana gelen, duygusal olarak yoğun bir şekilde yaşadıkları altı olayı hatırladılar ve her bir olayı ölçtüler. Ayrıca, katılımcıların depresyon seviyeleri de değerlendirildi. Araştırmacılar, yükselmiş depresyon seviyeleri ile duyguların hafifletilmesi eğiliminin daha fazla zarar görmesi arasında bir ilişki bulmuşlardır.

Fakat depresyonu olmayanlar için yazarlar şunu söylemektedir: “Bu eğilim göstermektedir ki otobiyografik hafıza, kötünün iyiden daha güçlü olduğunu belirten teorik iddiaya bir istisnadır ve bu sayede insanlar trajedilerle baş edebilir, zevkli anları kutlar ve yarına ümitle bakar.”



EYLEM YOKSA, VİZYON BİR RÜYADIR!

Vizyonun tamam da eylemini görelim

Dönem stratejik davranma zamanı ya... Ortalık, " strateji "den geçilmiyor. Hemen her sivil toplum örgütünün veya düşünce platformunun dilinde aynı kelime; strateji.

Son birkaç haftada elimin parmaklarından daha fazla strateji belgesi okudum.
Her biri Türkiye’nin yakın gelecek vizyonunu tanımlayan belgeler. Strateji üretim sektörü kısaca şöyle çalışıyor:

Önce bir sivil toplum örgütü alıyorsunuz. Sonra fiyakalı bir başlık buluyorsunuz.

Mesela "Küresel Kriz ve Türkiye’nin 2023 stratejik vizyonu" vs...
Anahtar kelimeler içinde " strateji ", " vizyon ", "

gelecek ", "sürdürülebilirlik " veya " kriz " gibi moda kavramlar yer almasına dikkat ediyorsunuz. Daha sonra adının önünde mümkün olduğu kadar fazlaca akademik unvan taşıyan kişilere başvurup, siparişi veriyorsunuz. Bu rapor üreticileri, DİE ’nin (pardon TÜİK olmuş) resmi ama gayri ciddi
verilerini derleyerek işe başlıyor.

Yetmiyor, son yıllarda sayıları hızla artan araştırma(!) şirketlerinin ciddi ama gayri resmi verilerini alıyorlar.

Geriye bir kelime işlemci ile hesap tablosu programı kalıyor. Bir de SPSS türü bilimselliğin derinine dalan(!) bilgisayar yazılımı kullanıyorsunuz. Tabloları, rakamları ve fiyakalı grafikleri uç uca ekleyip, aralarına da
günün modası ve yükselen değerlerine uygun birkaç hikmetli laf ekliyorsunuz. Üretim artık tamamdır.
Şimdi sıra, sunuma gelmiştir.

İçinizden en meşhurunuzu medyanın önüne çıkarıyor, bu " şahane çalışmayı " anlatıyorsunuz. Ve görevinizi yapmış olmanın derin huzuruna eriyorsunuz.
Buraya kadar anlattığım, madalyonun görünen yüzü. Öteki yüzde ise durum biraz farklı. Yaptığınız çalışma, birkaç hocanın verdiği ödev için tuşlanmış malzeme arayan öğrenciye kopyala yapıştır malzemesi üretmek dışında hiçbir işe yaramıyor.

Siz de bu çalışmanın sahibi, sözcüsü veya kotarıcısı olarak yakın çevrenizde " Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu gelecek vizyonunu ortaya koyduk, stratejisini belirledik " böbürlenmesine ulaşıyorsunuz.

Ortada bilgiden ziyade niteliksiz rakama dayalı " kanaat " dolaştığı için, aslında bu gayretinizle cehaleti örgütlemiş oluyorsunuz.
Oysa gelecek vizyonuna, sağlam veriye ve stratejiye ihtiyaç duyan o kadar çok insan var ki...

Geçen hafta URAK ’ın " İllerarası Rekabet Endeksi " sunumu toplantısında 2001’den beri üretilmeyen bilgilerin eksiğine işaret ediliyordu.
Başkan Ali Koç ; nitelikli verilerin karar süreçleri için hayati önemini anlatırken Prof. Kerem Alkin, üretilmeyen verilerin eksiğine işaret ediyordu.
Ortada güvenebileceğimiz veri yok.
Ama fikirler havada uçuşuyor.

Temel sıkıntı şu:
Ölçemezsen bilemezsin, bilemezsen yönetemezsin.
Elimdeki çalışmalara bu gözle baktığımda her biri diğerinin aynısı, belki doğru ama işe yaramaz verilerle bezenmiş olduklarını görüyorum. Geçen yazımda SİAD ve GİAD ’ların kendi yöreleri ve sektörleri için bir şeyler yapması gerektiğini önermiştim. Bazıları " ben önerdim " diyebilmek adına yukarıda sözünü ettiğim " vizyon-strateji " söylemiyle donatılmış çalışmaları göndermişler.

Anlamadığım şu: eğer bu stratejileri doğruysa neden kendileri veya en azından kendi üyeleri bu önerileri tutmamış?
Vizyon, çok şeydir ama her şey değildir .

Tuhafıma giden; eylem odaklılarımızın vizyona zamanları olmamasıdır. Fakat en az onlar kadar tuhaf olan, vizyon koyanların da eylem konusundaki kısır ve basiretsiz tutumlarıdır. Sorunları bilgi ile çözebilme duygusundan uzaklaştığı oranda, firmalar ve kurumlarımız, kurtarıcıyı ya Ankara’da veya kendi dışında arıyor. Strateji ve vizyon önerme modasını acaba bu önerdikleri strateji ve vizyon doğrultusunda eyleme geçirmeye dönüştürebilir miyiz?
Krizin alevinin her geçen gün daha yakından hissedildiği bu ortamda, birileri gelip bizi kurtarmayacağına göre, o şahane vizyon ve harika stratejilerimizle hava atmak yerine, bunları hayata geçirmeyi denesek daha iyi olacak gibi geliyor bana.

Stubborn
16-07-2009, 17:34
BEYNİNİZİ İYİ PROGRAMLAYIN!Beyninizi İyi Programlayın


İnsan beyni biyolojik bir bilgisayardır. Zeka ve hafızası güçlü insanlarla sıradan insanlar arasında zihinsel bilgisayarlarında çok az fark vardır. Ancak başarılı insanlar beyin bilgisayarlarını kullanmayı iyi bilmektedirler.

Yaşadığımız olaylar, heyecanlarımız beynimize protein olarak şifrelenir. 2-3 gün sonra aynı olayları heyecanları ile birlikte hatırladığımızda beynimiz o bilgileri kayıtlı odacıktan yani disketten okur ve biz anlatmaya başlarız. Bütün bu bilgiler kimyasal ve elektriksel olarak kodlanmaktadır.

İşte beynini iyi kullanan insanlar beyinlerindeki kimyasallara saygılı davranan insanlardır.

Şu unutulmamalıdır. Beyinde bilgi akışı kimyasal ve elektriksel ileti ile olmaktadır. Beyindeki Hard diskin manyetik parçacıkları da kimyasal maddelerdir.

Bu kimyasalları iyi kullanım için bazı altın kurallar:

1-Kötü belleğin birinci sorumlusu dikkatsizliktir. Düşünceyi yoğunlaştırabilen insanlar bilgileri zihinlerine kazırlar. Dikkat edilmeden yazılmış bilgiler kuma yazılmış gibidir hemen silinir.

2-Kötü belleğin ikinci sorumlusu özgüven azlığıdır. İnsan beyninde biyolojik bir saat vardır. Eğer o saate bilerek ve inanarak sabah 07:00 ‘de kalkacağınızı söylerseniz öyle programlanmış olursunuz. Sabah 07:00’da kalmanız kesinleşir. Kolumuzdaki saate güvendiğiniz kadar hafızamıza güvenirsek o bizi yanıltmaz.

3-Kötü hafızanın üçüncü sorumlusu önem vermemektir.Unutulan bilgiler genellikle o kişi tarafından önemsenmeyen bilgiler olacaktır.Unuttum demek mazeret olamaz o konuya önem vermediğimiz anlamına gelir.

4-Kötü hafızanın bir sorumlusu da akılda tutma tekniğini bilmemektir. Örnek vermek gerekirse araba, kuş, mavi, lale kelimelerini akılda tutmak istiyorsunuz. Doğrudan ezberlerseniz unutulacaktır. "Mavi arabanın üzerindeki kuşun ağzında lale var” olarak tasavvur ederseniz unutmayacaksınız.

5-Kötü belleğin önemli bir sebebi de bilgilerin kullanılmamasıdır. İnsan beni “Ya kullan ya kaybet” kuralı ile çalışır. Bilgiler tekrar edilirse pekişecektir. Yazılı bilgelere ulaşmak kolaylaşacaktır.

Stubborn
16-07-2009, 17:36
Arkadaslar uzun suredır bırıktırdıgım ve yayınlamaya fırsatım olmayan yazıları ekledım baslıkları ayırmadım geniş bakarsak beyınde bitiyor aynen beynin gizli guclerı gibi en azından içlerinden birini size uyacagını ve işinize yarayacagını dusunuyorum benım çok yaradı..

Furina
01-08-2009, 11:55
Ellerine sağlık çok güzel bilgiler var tşkler:73e4317106059nd: